Türkçe Ailesi

  1. Anasayfa
  2. Alfabetik Deyimler Sözlüğü

Alfabetik Deyimler Sözlüğü

Ahmet Fatih ERDEM Ahmet Fatih ERDEM -
39290 0

Kenara Çek Deyimler Burada Sözlüğü

Büyük Türkçe Ailesi Deyim Çalışmaları



Deyimler Sözlüğü

Tümü | En yeniler | # A B C D E F G H I J K L M N O P Q R S T U V W X Y Z
Kategori içerisinde 60 kelime var.
Z
Zahmet çekmek :
Eziyet ve yorgunluğa düşmek.
Zahmet etmek :
Yorulmak.
Zahmete sokmak:
Birine sıkıntı, güçlük ve yorgunluk vermek; masraf ettirmek.
Zaman kazanmak:
Birini oyalayarak ihtiyacı olduğu zamanı mümkün olduğunca uzatmaya çalışmak.
Zaman kollamak:
1. Uygun bir fırsat beklemek. 2. Bir işin sırasını beklemek.
Zaman öldürmek:
Kimi şeylerle uğraşarak belli bir zamanın geçmesini sağlamak, boş şeylerle vakit geçirmek.
Zaman vermek:
Bir iş için belli bir süre ayırmak.
Zaman zaman:
Belli olmayan zamanlarda, ara sıra.
Zamane çocuğu:
Eski nesile göre hayli yadırganacak davranışlarda bulunup sözler sarf eden kimse.
Zar tutmak:
Tavla oyununda istediği sayıyı getirmek için, atmadan önce, zarlara parmaklar arasında belli bir biçim verip öyle atmak.
Zar zor:
1. Güçlükle, zorla. 2. “Ucu ucuna, kıt kanaat, istenilen ölçüye ancak yaklaşabildi.” anlamında kullanılır.
Zart zurt etmek:
Bağırıp çağırarak, yükseklerden atıp tutarak çıkışmak; kendini büyük göstererek kaba kuvvet gösterisinde bulunmak.
Zebunu olmak :
Birine çok düşkün olmak.
Zehir etmek:
Bir şeyin tadını kaçırmak, iyiyken kötü duruma sokmak.
Zehir zemberek:
İnsanın içine işleyen, onurunu zedeleyen çok acı söz.
Zembereği boşanmak:
1. Saatin zembereği kurulmaz duruma gelmek. 2. Kendini tutamayarak uzun uzun gülmek.
Zemheri zürafası (gibi):
Kışın ince elbise giyip gezenler için söylenir.
Zemin hazırlamak:
Bir işin gerçekleştirilmesi için uygun ortam hazırlamak, meydana getirmek.
Zemzemle yıkanmış olmak:
Biri, ötekine göre çok daha iyi nitelikte olmak.
Zerre kadar :
Yok denecek kadar.
Zevahiri kurtarmak:
Bir işi gereği gibi değil de üstünkörü yapmak ve böylece söz gelmesini önlemek, görünüşü kurtarmak.
Zeval bulmak:
Son bulmak, bozulup yok olmak, çökmek.
Zeval vermemek:
Zarar ziyan vermemek, korumak.
Zevkine varmak:
Bir şeyin tadını alabilmek, çıkarmak ve duymak; inceliklerini görebilmek.
Zevkini çıkarmak:
Bir şeyin tadından, güzelliğinden olabildiğince yararlanabilmek.
Zevkten dört köşe olmak:
Çok mutlu olduğu anlaşılmak, çok sevinip keyiflenmek ve aşırı zevk duymak.
Zeytinyağı gibi üste çıkmak:
Bir konuda haksız olduğunu kabullenmeyerek kurnazlıkla kendini haklı ya da suçsuz çıkarmaya çalışmak.
Zifiri karanlık:
Çok karanlık.
Zihin açıklığı:
İyi, sağlıklı düşünebilme gücü.
Zihne dank etmek :
Uzun zamandır anlaşılamayan bir şeyi,herhangi bir olayın araya girmesiyle birdenbire anlamak.
Zihni bulanmak (karışmak):
Sağlıklı düşünemez olmak, olaylar arasındaki bağlantıyı kaybetmek, ne yapacağını şaşırmak.
Zihnini bulandırmak:
1. Kuşkulandırmak. 2. Düşünemez hâle getirmek.
Zihnini çelmek:
1. Bir kimseyi yanıltmak. 2. Kandırıp baştan çıkarmak.
Zihnini kurcalamak:
Aklına takılan bir şeyi anlamaya, kavramaya çalışmak.
Zihnini oynatmak:
Çıldırmak, aklını yitirip delirmek.
Zil gibi :
Parasız ve aç.
Zilleri takıp oynamak :
Çok sevinmek.
Zilsiz oynamak :
Çok sevinmek.
Zimmetine geçirmek:
1. Kendine mal etmek. 2. Bir hesabı birinin borcuna eklemek.
Zincire vurmak:
Prangaya vurmak (mahkûmu).
Ziyafet çekmek:
Konukları yemek vererek ağırlamak.
Ziyan etmek:
Yersiz, boş yere harcamak.
Ziyanı yok:
“Önemli değil, önemi yok!” anlamında kullanılır.
Ziyaret etmek:
Birini görmeye, biriyle görüşmeye, bir yeri görmeye gitmek.
Zıddına gitmek:
Karşısındakini sinirlendirmek, sinirini bozmak; bir şeyin tersine hareket etmek.
Zılgıt yemek:
Azarlanmak, paylanmak.
Zınk diye durmak:
Birdenbire, aniden durmak.
Zırnık (bile) vermemek:
Az da olsa, en ufak bir şey de olsa vermemek.
Zıvanadan çıkmak:
1. Çok sinirlenip öfkelenmek, taşkınca hareketlerde bulunmak. 2. Delirmek, aklını oynatmak.
Zokayı yutmak:
Aldatılıp zarara sokulmak.
Zora binmek:
İş güçleşmek, ancak zor kullanarak halledilecek hâle gelmek.
Zora gelmemek:
Sıkıntıya ve baskıya katlanamamak, güçlüğe sabredememek.
Zoru olmak:
Kendisini zorlayan bir sıkıntısı, derdi olmak.
Zorun ne?:
“Ne istiyorsun, amacın ne?” anlamında kullanılır.
Züğürt tesellisi:
Kötü bir işte en önemli şeyi kaybettiği zaman bazı önemsiz, iyi olmayan bir yan bularak sevinmek ve kendini avutma.
Zülfüyâra dokunmak:
İşle ilgili olanı, hatırlı ve güçlü kimseyi veya yüksek bir makamı kimi söz ve davranışlarla gücendirmek, darılmasına yol açmak.
Zümrüt gibi :
Yemyeşil.
Zurnacının karşısında limon yemek :
Uygunsuz bir davranışta bulunarak,çalışamaz hale getirmek.
Zurnanın zırt dediği yer:
Yapılmakta olan işin en hassas, en önemli, en can alıcı noktası.
Zurnayı biz çaldık,parsayı o topladı :
Haksızlık edip hazıra konanlar için söylenir.