Türkçe Ailesi

  1. Anasayfa
  2. Alfabetik Deyimler Sözlüğü

Alfabetik Deyimler Sözlüğü

Ahmet Fatih ERDEM Ahmet Fatih ERDEM -
39362 0

Kenara Çek Deyimler Burada Sözlüğü

Büyük Türkçe Ailesi Deyim Çalışmaları



Deyimler Sözlüğü

Tümü | En yeniler | # A B C D E F G H I J K L M N O P Q R S T U V W X Y Z
Kategori içerisinde 151 kelime var.
T
Taban çekmek :
Gitmek.
Taban tabana zıt:
Birbirinin tamamen karşıtı olmak, birbirine çok aykırı.
Taban tepmek (patlatmak):
Yayan olarak çok uzun yol yürümek, çok sık gidip gelmek.
Tabana kuvvet:
"Binecek bir şey yok, yayan gitmekten başka çare de kalmadı" anlamında kullanılır.
Tabanları kaldırmak:
Çok hızlı yürümeye ya da çok hızlı koşarak kaçmaya başlamak.
Tabanları yağlamak:
1. Uzak bir yere yayan olarak gitmek için hazırlanmak. 2. Hızlıca koşarak kaçmak.
Tabanvayla gitmek :
Yürümek.
Tabanvayla gitmek:
Araçla değil de yürüyerek gitmek.
Taburcu olmak:
İyileşen hasta, bakıma gerek duymadığından hastaneden çıkmak.
Tadı damağında kalmak:
Tadını, lezzetini bir türlü unutamamak.
Tadı tuzu kalmamak:
Eski zevk veren yanı kalmamak, yavanlaşmak, güzel ve çekici durumu ortadan kalkmak.
Tadına bakmak:
Küçük bir parçasını ağzına alarak lezzetini denemek, nasıl olduğunu yoklamak.
Tadına varamamak:
Bir şeydeki ince güzelliği duyamamak, hissedememek ya da kavrayamamak.
Tadında bırakmak:
Ölçülü olup aşırılığa kaçmamak.
Tadını almak:
1. Bir şeyin lezzetini almak. 2. Yaptığı işten zevk duymaya başlamak.
Tadını çıkarmak:
Bir şeyin sağladığı güzelliklerden ya da imkanlardan istediği gibi yararlanmak.
Tadını kaçırmak :
Zevkini bozmak
Tadını kaçırmak:
Zevkine varılmaya çalışılan bir şeyde aşırılığa kaçarak olumsuz bir durum oluşturmak, zevki bozmak.
Tahtalı köy:
Mezarlık.
Tahtası eksik:
Aklı noksan, deli.
Takım taklavat:
Hepsi, parçalarıyla birlikte.
Takıp takıştırmak :
Çok süslenmek.
Takıp takıştırmak:
Özenerek süslenmek.
Takke düştü kel göründü:
Kusuru, kabahati örten şey ortadan kalkınca bütün çirkinlikler, hileler, ayıplar ortaya çıktı.
Talihi yar olmak :
Şansı yardım etmek.
Tam adamını bulmak:
1. En uygun kişiyi seçmek. 2. En uygunsuz kişiyi seçmek.
Tam takır kuru bakır:
İçinde hiçbir şey yok, bomboş.
Tam üstüne basmak:
İstenilen şeyi bulmak, fikir ve davranışlarında isabet kaydetmek, istenilen sözü söylemek.
Tan atmak / ağarmak / sökmek:
Gün doğmaya başlamak, şafak sökmek.
Tanrı misafiri:
Eve kendiliğinden gelen konuk.
Tantuna gitmek :
1-Öldürülmek.2-Belaya uğramak.
Taraf tutmak:
Bir yanı desteklemek, yan çıkmak.
Tarihe karışmak:
Yalnız adı anılır olmak veya etkisi yok olmak.
Taş atmak:
Birine dokunacak, onu incitecek söz söylemek.
Taş attı da kolu mu yoruldu?:
"Bu kazancı sağlamak için hiç yoruldu mu, emek verdi mi, para harcadı mı?" anlamında kullanılır.
Taş çatlasa:
"Ne yapılsa, ne denli zorlansa, gerçekleşmesi imkânsız" anlamında kullanılır.
Taş çıkartmak:
Biri, ötekinden niteliğiyle üstün olmak.
Taş kesilmek:
Çok şaşırıp ne yapacağını, ne söyleyeceğini bilemez olmak; sesini çıkaramamak, hareket edememek.
Taş üstünde taş bırakmamak (koymamak):
Her şeyi yıkıp yerle bir etmek. "Belediye araçları gecekonduları yerle bir ettiler, taş üstünde taş koymadılar."
Taş yağar kıyamet kopar :
Felaket ve korkunç zaman .
Taş yürekli :
Acıması olmayan kimse.
Taş yürekli:
Hiç acıma hissi taşımayan, merhametsiz.
Taşa tutmak:
Üst üste taş atmak, sürekli taşlamak.
Tasamın on beşi :
Umrumda değil anlamında.
Taşı gediğine koymak:
Zekice bir hareketle gerekli bir sözü tam zamanında ve yerinde söylemek.
Taşı sıksa suyunu çıkarmak:
Bedence çok kuvvetli, dinç kimse.
Tası tarağı toplamak:
Gitmek üzere bütün eşyasını toplamak.
Tatlı dil:
Gönül alıcı, hoşa giden, kırmayan konuşma biçimi ya da söz.
Tatlı sert:
Kırmamakla birlikte yumuşak da olmayan söz ya da davranış.
Tatlı su firengi:
Batılılık taslayan, Batılı gibi davranan Doğulu Hristiyan.
Tatlıya bağlamak:
Bir anlaşmazlığı tarafları memnun edecek biçimde bir çözüme ulaştırmak.
Tava gelmek:
1. Yumuşamak, kanmak. 2. Süzülecek duruma gelmek.
Tava getirmek:
Gereği kadar ısıtmak.
Tavına getirmek:
Bir işi en uygun duruma getirmek.
Tavır almak (takınmak):
Belli bir durum ve davranış almak.
Tavşan yürekli:
Korkak, ürkek, çekingen.
Tavşana kaç tazıya tut:
Birbirine karşı olan tarafları çatışma için kışkırtma, davranışlarında yüreklendirme.
Tavşanın suyunu suyu:
İki şey arasında çok uzak bir ilgi olduğunu anlatmak için kullanılır.
Tazıya dönmek:
1. Oldukça zayıflamış olmak. 2. Sırılsıklam, çok ıslanmış olmak.
Tebdil gezmek:
Tanınmamak için kılık değiştirerek gezmek.
Tebelleş olmak:
Kancayı takmak, musallat olmak, istediğini yaptırıncaya kadar yakasını bırakmamak.
Tebeşire peynir bakışlı :
İyi görmeyen şaşı olan kişi.
Tefe koymak:
Biriyle ilgili olarak alaylı dedikodu yapmak.
Tekbir getirmek:
"Allah-ü ekber" diyerek Allah'ın adını yüceltmek.
Tekerine çomak sokmak:
Birinin yolunda giden işini engellemek, aksatmak gibi davranışlarda bulunmak.
Tekin değil:
1. İçinde cinlerin olduğu kabul edilen bina ya da yer. 2. Kendisinde bazı gizli güçlerin olduğu sanılan, tehlikeli kabul edilen kimse.
Tel çekmek:
1. Telgraf çekmek. 2. Telle sınırlandırmak, telle çevirmek.
Telâşa düşmek:
Heyecanlanmak, aceleci olmak.
Telleyif pullanmak:
Kimi bezeme teli ve süslerle iyice süslemek.
Temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp koymak:
Bir meseleyi sürekli anlatmak, yeni bir şeymiş gibi birçok defa söz konusu etmek.
Temel atmak:
1. Bir yapının temellerini yapmaya başlamak. 2. Bir işe başlamak, ilk davranışta bulunmak, girişmek.
Temel taşı:
1. Bir yapının temeline konan taş. 2. Bir şeye temel olan öğe, kişi, bir şeyin aslî unsuru, en güçlü dayanağı.
Temiz para:
1. Kesintiden sonra elde kalan para miktarı. 2. Doğru yoldan kazanılmış para.
Temize çekmek:
Karalama halindeki bir yazıyı yeniden, silintisiz ve kazıntısız bir şekilde kâğıda yazmak.
Temize çıkmak:
Bir kimsenin suçsuz olduğu anlaşılmak.
Tencere dibin kara seninki benden kara:
"Kötülükte, kusur yönünde sen benden daha betersin" anlamında kullanılır.
Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş:
İki değersiz kişi bir araya gelmiş, birleşmiş, yakışmışlar birbirlerine.
Tencerede pişirip kapağında yemek:
Kıt kanat geçinmek, olanıyla yetinmek.
Tepe tepe kullanmak:
Yıpranacağını, eskiyeceğini düşünmeden, sakınmadan istediği gibi kullanmak.
Tepeden bakmak:
Küçümsemek, kendini üstün görmek.
Tepeden inme:
1. Beklenmedik, şaşırtıcı, ansızın gelen. 2. Yüksek bir makamdan çıkan buyruk, emir.
Tepeden tırnağa (kadar):
Her yanı, baştan aşağı, bütün vücudu.
Tepesi atmak:
Çok sinirlenmek, birden öfkelenmek.
Tepesi üstü:
Tepe taklak, başı yere gelmek üzere.
Tepesinde havan dövmek:
Üst kattakiler gürültü yaparak alt kattakileri rahatsız etmek.
Tepesinden (başından) kaynar su dökülmek:
Hiç ummadığı bir durumla karşılaşıp derin bir üzüntüye kapılmak, sıkıntı içinde kalmak.
Tepesine binmek: "
1. Şımarıklığı sebebiyle her istediğini yapmak, yaptırmak. 2. Kendinden güçsüzleri ezmek, onlara kötü davranmak.
Ter dökmek:
1. Bir işi yapmak için çok zahmet, zorluk çekmek. 2. Çok terlemek.
Terbiyesini vermek:
Yaptığı kırıcı hareketler, kullandığı kötü sözler için kendisini sertçe uyarmak, azarlamak, gerekirse dövmek.
Tercüman olmak:
Başkasının duygusunu, düşüncesini dile getirmek, anlatmak.
Tere yağından kıl çeker gibi:
Hiç kimseye zarar vermeden, çok kolaylıkla kimseye hissettirmeden, kimi sorumluluklardan kurtularak.
Tereciye tere satmak:
Birine çok iyi bildiği bir konuda bilgi vermeye çalışmak.
Ters tarafından kalkmak:
Aksi, huysuz ve ters olmak.
Ters yüz etmek:
İçini dışına, altını üstüne getirmek ya da çevirmek.
Ters yüz geri dönmek:
İstediğini elde edemeden, eli boş dönmek.
Tersi dönmek:
Şaşkınlıktan bulunduğu ve gideceği yeri kestirememek.
Teselli bulmak:
Avunmak.
Teselli etmek:
Avundurmak, acısını gidermeye, onu rahatlatmaya çalışmak.
Teslim bayrağı çekmek:
1. Yenilgiyi kabullenmek, teslim olmak. 2. Bir çekişme sonunda karşısındakinin istediğini yapmaya razı olmak.
Teslim olmak:
1. Kendinden üstün bir güç karşısında yenilgiyi kabul etmek, mücadeleden vazgeçmek. 2. Kendini teslim etmek, birtakım ellere bırakmak.
Teşrif etmek:
Onurlandırmak, şereflendirmek.
Tetikte olmak:
Her an uyanık ve hazır bulunmak.
Tez canlı:
Aceleci, sabırsız, beklemeye dayanamayan.
Tez elden:
Çabucak, bir an önce, çarçabuk.
Tezgâhı kurmak:
İşe başlamak üzere tüm araç ve gereçleri hazırlamak, çalışmaya başlamak.
Tezkeresini eline vermek:
Kovmak, işten atmak, işine son vermek.
Tıka basa doldurmak:
Doldururken çok bastırıp sıkıştırmak, hiç boş yer bırakmamak.
Tıka basa yemek:
Haddinden fazla yemek, çok yemek, mideyi rahatsız edecek kadar çok yemek.
Tımarhane kaçkını:
Delice işler yapan kimse.
Tıpış tıpış yürümek:
1. Kısa adımlarla çabuk yürümek. 2. İster istemez bir yere gitmek.
Tıraş etmek:
1. (Saç, sakal) benzeri tıraş işini yapmak. 2. Bıkkınlık verecek kadar uzun ve gereksiz konuşmak.
Tırnak göstermek:
Gözdağı vermek, korkutmak.
Tırpan atmak:
1. İstemediği kişilerin bir yerdeki görevlerine son vermek. 2. Kırıp geçirmek, topluca öldürmek, kıyıma uğratmak.
Tohuma kaçmak:
Yaşlanmak, evlenme çağı geçip kartlaşmak.
Tok evin aç kedisi:
Varlıklı olduğu hâlde doymayan, ihtiyacı olmadığı hâlde aç gözlülük eden, her gördüğüne sahip olmak isteyen (kimse).
Tok gözlü:
Mala, paraya, yiyeceğe düşkün olmayan; cömert.
Tok sözlü:
Sözünü esirgemeden, çekinmeden, hatır gönül dinlemeden söyleyen.
Tokat aşketmek:
Ansızın el içi ile vurmak.
Tongaya basmak:
Tuzağa düşmek.
Top atmak:
İflas etmek.
Topa tutmak:
1. Bir yeri top ateşi altında bulundurmak. 2. Bir kimseye kırıcı, ağır sözler söylemek.
Toprağı bol olsun:
Müslüman olmayan ölülerin anılması sırasında kullanılır, Müslüman ölüler için "Allah rahmet eylesin" denir.
Topu topu:
(Azımsanan şeyler için) olup olacağı, yalnızca, hepsi.
Topun ağzında:
Tehlikeye, saldırıya en yakın yerde olmak.
Toz kondurmamak:
Bir şeyi kusursuz göstermek, onda bir kusurun olabileceğini kabul etmemek.
Toz olmak:
Ortadan kaybolmak, kaçmak, uzaklaşmak.
Toz pembe görmek:
Aşırı iyimser olmak; hemen her aksaklığı, üzücü durumları iyimserlikle karşılamak.
Tozu dumana katmak:
1. Ortalığı altüst etmek, karışıklığa yol açmak, gürültü patırtı çıkarmak. 2. Çok fazla toz kaldırarak koşmak veya kaçmak.
Tükürdüğünü yalamak:
Verdiği sözden geri dönerek benliğini küçültmek.
Tümen tümen:
Pek çok.
Tur atmak:
Dolaşmak, dolaşıp gelmek.
Türkü yakmak:
Bir türküye ezgi uydurmak.
Türküsünü çağırmak:
Birinin hoşuna gidecek davranış ortaya koymak, söz söylemek, onun tarafını tutmak.
Turnayı gözünden vurmak:
Hiç beklenmedik bir kazanç sağlama imkanını ele geçirmek.
Turp gibi:
Çok sağlıklı, sağlam, rahatı yerinde.
Turşu gibi olmak:
Çok yorgun, bitkin düşmek.
Turşusu çıkmak:
1. Çok yorulmak. 2. İyice ezilmek, parçalanmak.
Turşusunu kurmak:
Bir şeyi kullanmak, harcamak gerekirken kıyamamak durumunda söylenir.
Tut kelin perçeminden:
Güç bir durumda çözümün zor olduğunu anlatmak için kullanılır.
Tuttuğu dal elinde kalmak:
Dayandığı, güvendiği şey önemini kaybederek işe yaramaz hâle gelmek, fayda temin edemez olmak.
Tuttuğunu koparmak:
Her girişiminden başarıyla çıkmak, her işi becermek.
Tutunacak dalı olmamak:
Güveneceği, dayanacağı kimse bulunmamak.
Tütünü tepesinden çıkmak:
Bir acının ateşiyle yanıp tutuşmak, çok üzülmek.
Tüy dikmek:
Kötü bir işi, ortaya konan bir söz ya da davranışla daha da kötüleştirmek.
Tüyleri diken diken olmak:
Korku, heyecan, endişe veya üşümekten vücuttaki tüyler, kıllar kabarmak, dikilmek.
Tüyü düzmek:
Önceleri kötü olan kılık kıyafetini düzeltmek, iyi yaşama kavuşmuş gibi güzel giyinir olmak.
Tuz (la) buz olmak:
Kırılıp parçalanmak, çok küçük parçalara ayrılmak, paramparça olmak.
Tuz biber ekmek:
1. Bir yemeğe tuz ya da biber dökmek. 2. Bir üzüntünün acısını, bir kusurun ağırlığını daha da artırmak.
Tuzlayayım da kokma:
Bilip bilmeden konuşanlar, yüksekten atanlar, düşüncesinde aldananlar için küçümseme sözü olarak kullanılır.
Tuzluya mal olmak:
Oldukça çok para harcanarak sağlanmış olmak.
Tuzu kuru:
Hiçbir derdi, sıkıntısı olmayan; kazancı yerinde olduğu için kaygılanmayan.