Türkçe Ailesi

  1. Anasayfa
  2. Alfabetik Deyimler Sözlüğü

Alfabetik Deyimler Sözlüğü

Ahmet Fatih ERDEM Ahmet Fatih ERDEM -
39375 0

Kenara Çek Deyimler Burada Sözlüğü

Büyük Türkçe Ailesi Deyim Çalışmaları



Deyimler Sözlüğü

Tümü | En yeniler | # A B C D E F G H I J K L M N O P Q R S T U V W X Y Z
Kategori içerisinde 69 kelime var.
M
Maaşa geçmek:
Aylığa geçmek, çalıştığı yerden ücret almaya başlamak. “Maaşa geçtiği günün ertesinde onu işten çıkardılar.”
Madalyanın ters (öteki) yüzü:
Olumlu bir olay, iş ya da durumun düşünülmesi, hesaba katılması gereken olumsuz yönü.
Madik atmak:
Hile, düzen ve oyunla aldatmak; dolap çevirmek. “Ona kolay kolay kimse madik atamaz.”
Mahalleyi ayağa kaldırmak:
Bağırıp çağırarak, gürültü kopararak konu komşuyu rahatsız etmek, telaşlandırmak.
Mahkemelik olmak:
Kavga veya anlaşmazlık sonucu mahkemeye düşmek.
Mahşer gibi:
Çok kalabalık.
Mahşer midillisi:
Kısa boylu, fitneci kimse.
Makaraları koyvermek:
Kendini tutamayıp kahkahayla gülmeye başlamak, uzun uzun gülmek.
Makas almak:
Birinin yanağını orta parmakla gösterme parmağı arasında sıkmak.
Mal bulmuş mağribi gibi:
Büyük bir zenginliğe kavuşmuşcasına büyük sevinç ve coşku ile.
Mal etmek:
1. Bir malı hakkı olmadığı hâlde kendisininmiş gibi göstermek veya saymak. 2. Bir mala, bir değer karşılığında sahip olmak.
Malın gözü:
1. Aşağılık ve düzenci kimse. 2. İffetsiz. 3. İyi mal.
Mana çıkarmak:
Yanlış bir yargıya varmak, bir söz ya da hareketten kendine göre bir anlam çıkarmak.
Mana vermek:
Kendine göre bir yargıya varmak, yorumlamak.
Maneviyatı bozulmak:
Moral gücü sarsılmak, kendine güveni yitirmek, kendini güçsüz ve dirençsiz hissetmek.
Mantar gibi yerden bitmek:
Birdenbire ya da kendiliğinden ortaya çıkmak.
Maraza çıkarmak:
Anlaşmazlığa yol açacak işler yapmak, kavgaya yol açmak.
Mart içeri pire dışarı:
Birbirinden hoşlanmayan iki kişiden biri gelince ötekinin dışarı çıkışını anlatmak için kullanılır.v
Martaval atmak:
İnanılmayacak şeyler uydurmak, yalan söylemek.
Masal okumak:
İnandırıcı olmayan, oyalayıcı ve avutucu sözler söylemek.
Maşallahı var:
Bir şey ya da kimsenin iyi durumda olduğunu anlatmak için kullanılır.
Maşası olmak:
Sakıncalı bir işte, biri tarafından araç olarak kullanılmak.
Maskara olmak:
Gülünç hallere düşmek, alay konusu olmak.
Maskesi düşmek:
Gerçek yüzü, kimliği, niteliği ortaya çıkmak.
Masrafa girmek:
Çok para harcamak.
Masrafı çekmek:
Bir iş için gereken parayı ödemek, gideri karşılamak.
Mat etmek:
1. Satranç oyununda yenmek. 2. Bir tartışmada, karşı tarafı söz söyleyemeyecek duruma getirmek.
Matrak geçmek:
Alay etmek, karşısındakiyle eğlenmek, dalga geçmek.
Maval okumak:
Tutarlı, inandırıcı olmayan, yalan sözler söylemek.
Mayası bozuk:
Karaktersiz, kötü yaradılışlı, aşağılık (kişi).
Maymun iştahlı:
Kararsız, hevesi çabuk geçen; bugün şunu yarın ötekini beğenen.
Mekik dokumak:
İki yer arasında durmadan gidip gelmek.
Mendil açmak:
Dilenmek.
Merak etmek:
1. Kaygılanmak. 2. Öğrenmek, anlamak isteği taşımak.
Merhabası olmak:
Birisiyle selamlaşacak kadar tanışıklığı, yakınlığı bulunmak.
Merhabayı kesmek:
Biriyle ilgiyi kesmek, arkadaşlığa son vermek.
Mesele çıkarmak:
Üzüntü verecek, içinden zor çıkılacak, bir anlaşmazlığa sebep olacak bir durum oluşturmak.
Mesken tutmak:
Yerleşmek.
Meteliğe kurşun atmak:
Parasız pulsuz kalmak, hiç parası olmamak.
Metelik vermemek:
Değer vermemek, umursamamak, aldırış etmemek.
Mevki sahibi olmak:
Yüksek bir görevde, bir işte önemli bir aşamada bulunmak.
Meydan okumak:
Kavga ya da yarışmaya çağırmak, korkmadığını ve çekinmediğini açıkça bildirmek.
Meydan vermemek:
Olumsuz bir olay ya da durumun gerçekleşmesine imkan ve zaman vermemek, engel olmak.
Meydana çıkmak:
1. Görünmek. 2. Belli olmak. 3. Yetişmek, büyümek, olmak.
Meydana gelmek:
1. Olmak, oluşmak, vücut bulmak. 2. Ortaya çıkmak.
Meydanı boş bulmak:
Kendisine mani olacak kimse bulunmadığı için aşırı davranışlarda bulunmak, bir şeyden çekinmemek.
Mezar kaçkını:
Çok zayıf, bitkin, güçsüz düşmüş kişi.
Mezhebi geniş:
Namus konusunda gerekli olan titizliği göstermeyen, kadın-erkek ilişkilerinde dini kaidelere aldırış etmeyen, iffetsizliğe meydan veren, geniş davranan.
Mide bulandırmak:
1. Kusacak bir duruma getirmek. 2. Kuşkulandırmak.
Midesi bulanmak:
1. Kusacak gibi olmak. 2. İğrenmek, tiksinmek. 3. Kuşkulanmak.
Mideye oturmak:
Yenilen bir şeyin sindirim zorluğu vermesi.
Mihenk (taşı):
Birinin değerini, ahlâkını anlamaya yarayan ölçüt.
Mim koymak:
1. (Bir şey) unutulmaması için işaret koymak. 2. Önemli bularak üstünde durmak, dikkate almak, önemli şeyler arasında saymak.
Minnet etmek:
Boyun eğmek, yalvarmak.
Mırın kırın etmek:
Bir isteği yerine getirmemek için çeşitli bahaneler ileri sürüp nazlanmak.
Mızıkçılık etmek:
Bir oyunu ya da birlikte yapılan bir işi çeşitli bahaneler ileri sürerek bozmaya çalışmak, razı olmamak.
Moda olmak:
Yaygın duruma gelmek, gözde olmak, beğenilir ve arzu edilir olduğu için yapılır olmak.
Modası geçmek:
Yaygın olmaktan çıkmak, önemini yitirmek.
Mola vermek:
Bir süre ara vermek; uzun süren yolculuğun, çalışmanın, yürüyüşün yorucu etkisini atmak için bir süre dinlenmek.
Muhallebi çocuğu:
Nazlı, el bebek gül bebek büyütülmüş, dayanıksız, narin kimse.
Mukabelede bulunmak:
Karşılık vermek.
Mum (gibi) olmak:
1. Yaramazlığı, hırçınlığı, uyumsuzluğu bırakıp yola gelmek. 2. Razı olmak.
Mümkün mertebe:
Olabildiğince, yapabildiği kadar.
Mumla aramak:
Çok istek ve özlemle aramak
Muradına ermek:
Dileği gerçekleşmek, çok istediği şeye kavuşmak.
Mürekkebi kurumadan bozmak:
Bir kararı, sözleşmeyi, anlaşmayı yazılmasından kısa bir süre sonra bozmak.
Mürekkebi kurumadan:
Bir şeyin yazılmasından çok kısa bir süre sonra.
Mürekkep yalamış:
Az çok öğrenim görmüş, okuyup yazmış, belli bir kültüre sahip olmuş kimse.
Mürüvvetini görmek (anne, baba için):
1. Özellikle evladının evlendiğini, çoluk çocuk sahibi olduğunu görmek. 2. Çocuklarının sevinçli günlerini görerek mutluluk duymak.