Türkçe Ailesi

  1. Anasayfa
  2. Alfabetik Deyimler Sözlüğü

Alfabetik Deyimler Sözlüğü

Ahmet Fatih ERDEM Ahmet Fatih ERDEM -
39358 0

Kenara Çek Deyimler Burada Sözlüğü

Büyük Türkçe Ailesi Deyim Çalışmaları



Deyimler Sözlüğü

Tümü | En yeniler | # A B C D E F G H I J K L M N O P Q R S T U V W X Y Z
Kategori içerisinde 188 kelime var.
G
Gafil avlamak / avlanmak:
Bir kimseyi hazırlıksız ve habersiz bir anında yakalamak, güç duruma düşürmek, güç durumundan yararlanmak.
Gafil baş,düşmana eş :
İşlerinde hazırlıksız olan insan her zaman zor duruma düşebilir .
Gaflet basmak:
Uykusu gelmek.
Gaflete düşmek:
Dalgın, dikkatsiz, uyuşuk olmak.
Gagasından yakalamak :
Zayıf noktasından yakalamak .
Gam yememek:
Kaygılanmamak, tasa etmemek, üzülmemek.
Gani gönüllü:
Cömert, eli bol, vermekten kaçınmayan.
Gâvur etmek:
Boşuna harcamak, işe yaramaz duruma getirmek, yerinde harcamamak.
Gâvur inadı:
Yok edilemeyen, önüne geçilemeyen, yumuşatılamayan inat.
Gavur ölüsü : Oldukça aðýr
Oldukça ağır anlamında.
Gazali rana :
Güzel hoş ceylan gibi sevgili anlamında.
Gazel okumak:
1. Gazel söylemek. 2. Kandırmak ve oyalamak için boş sözler söylemek.
Gece kuşu:
Geceleri gezip dolaşan, bunu huy edinen kimse.
Geçer akçe:
Herkesçe aranılan, beğenilen, değerli (şey).
Geceyi gündüze katmak:
Ara vermeden, devamlı çalışmak; büyük çaba göstermek.
Geçimini sağlamak:
Yaşamak için gerekli olanı elde etmek.
Geçmişini karıştırmak:
Birinin ölmüşlerini yermek veya onlara sövmek.
Geçti Bor'un pazarı (sür eşeğini Niğde`ye):
"İş işten geçti artık, fırsatı kaçırdın" anlamında kullanılır.
Gel gelelim:
"Fakat, ama, ancak" ve "Ne çare ki.." anlamlarında kullanılır.
Gel keyfim gel:
Bir durumdan duyulan memnunluk, işlerin yolunda gitmesi anlatılır.
Gel zaman git zaman:
Aradan epeyce bir zaman geçtikten sonra.
Gelip çatmak:
Vakti gelmek, kaçınılmaz olmak, çok yakında olmak.
Gemi aslanı :
Gösterişli,işe yaramayan adam .
Gemi azıya almak:
1. Söz dinlemez olmak. 2. At, gemi azıları arasına alıp etkisiz bırakarak süvarisinin yönetiminden çıkmak ve kendi istediğince koşmak.
Geniş gönüllü:
Heyecan ve telâş göstermeyen, merak etmeyen, olayları hoş karşılayan.
Geri basmak:
Geri geri gitmek.
Geri çekilmek:
1. Kaçmak, bulunduğu yerden arka arkaya doğru gitmek. 2. Karıştığı bir işi sürdürmekten ya da sürdürenler arasında bulunmaktan vazgeçmek.
Geri çevirmek:
İade etmek, geldiği yere göndermek, kabul etmemek.
Geri durmamak:
Bir işe girmekten kaçınmamak, o işe girişmek.
Geri hizmet:
1. Ordunun çeşitli gereksinimleri ile ilgili işlerin tümü. 2. Etkinliği ikinci dereceden sayılan, kolay görev.
Geri kafalı:
Yenilikleri kabul etmeyen, bağnaz, kafası hurafelerle dolu.
Geyik etine girmek :
Erginleşmek.
Gidiş o gidiş:
"Gitti ve kendisinden bir daha haber alınamadı" anlamında kullanılır.
Girye bana hande sana :
Önce karşısındakini düşünen kimsenin kullandığı bir deyim.
Giydirmek :
Azarlamak.
Gıcık tutmak:
Bir süre boğaz gıcıklanmasına yakalanmak, konuşamamak.
Gıcık vermek:
1. Birini kızdırıp sinirlendirmek. 2. Boğazı yakıp kaşındırarak öksürmeye yol açmak.
Gık dememek:
Hiç sesini çıkarmamak, yakınmamak, karşı çıkmamak.
Gına gelmek:
Usanmak, bıkmak.
Gırla gitmek:
1. Bol bol ortaya dökülüp harcanmak. 2. Uzun sürmek.
Gırtlağına kadar borca girmek:
Pek çok, ödenmesi zor olacak şekilde borçlanmak.
Gırtlağından kesmek :
Yiyecek parasını kısıtlamak .
Gırtlak gırtlağa gelmek:
Kıyasıya dövüşmek ya da dövecek hâle gelmek.
Göbeği çatlamak:
Birçok güçlükleri yenmek için çok uğraşmak, pek çok çaba sarf etmek.
Göbek adı:
Yeni doğan çocuğun göbeği kesilirken konulan ad.
Göğsü kabarmak:
İftihar etmek, övünç duymak.
Göğüs geçirmek:
Üzüntülü bir şekilde soluk almak, içini çekmek.
Göğüs germek:
Bir zorluğa dayanmak, karşı koymak.
Gök demir,yer bakır :
İmkansızlıklar ve umutsuzluklar içinde bulunuşu anlatır.
Göklere çıkarmak:
Aşırı ölçüde övmek.
Gökten zembille mi indi?:
"Ona niçin ayrıcalık gösteriliyor?", "Onun ne özelliği var ki ona özel imkânlar tanınıyor?" anlamında kullanılır.
Gölge düşürmek:
Bir şeyin önemini ve değerini azaltacak, ününü düşürecek işler yapmak.
Gölge etmek:
1. Işığa engel olmak. 2. Bir işin yapılmasına engel olmaya çalışmak.
Gölgesinden korkmak:
Çok korkak olmak, en basit işlere bile girmekten korkar olmak.
Gömlek değiştirmek :
Tutum ve görüşlerini değiştirmek .
Gönlü bol:
Yeterli imkânlardan mahrum olmasına rağmen eli açık davranan, cömert.
Gönlü kalmak:
1. Gücenmek. 2. İstediği hâlde elde edemediği şey üzerinde isteği devam etmek.
Gönlü kara:
Başkaları hakkında kötü düşünen, onların iyiliğini istemeyen.
Gönlü tok:
Fazla para ve mal istemeyen, zorunlu ihtiyacı kadarı ile yetinen, imkânları az da olsa bunu hissettirmeyen, bu durumda dahi cömert olan.
Gönlünden kopmak:
Birine iyilik yapma ya da bir şeyi verme isteği, içinde aniden doğuvermek.
Gönlüne göre:
İsteğine uygun olarak, dilediğine göre.
Gönül almak:
1. Sevindirmek, hoşnut ettirmek. 2. Kırılan, gücenen bir kimseyi güzel söz ve davranışlarla yeniden hoşnut etmek.
Gönül eri:
Açık yürekli, güvenilir, hoşgörüsü geniş, ehli dil (kimse).
Gönül kırmak (yıkmak):
Birini çok üzecek, gücendirecek davranışta bulunmak.
Gönül okşamak:
Birini hoş bir davranış ve sözle sevindirmek.
Gönül yapmak:
Hoşa giden davranışlarla veya sözle birinin kırgınlığını gidermek.
Gönülden çıkarmak:
Anmaz ve sevmez olmak.
Gönülden geçirmek:
Bir şeyi yapmayı düşünmek, olmasını istemek, o şeyi düşünür olmak.
Gönüllü gönülsüz:
Pek de istekli olmayarak.
Göründü Sivas'ın bağları :
Gerçekleşmesi beklenen bir şeyin ortaya çıktığına dair olanaklar belirdiğinde kullanılır.
Görüş açısı:
Bir soruna yaklaşma, onu ele alma biçimi.
Gövde gösterisi:
Belli bir amaç için güçlerini birleştiren kalabalıkların yaptıkları gösteri.
Göz açamamak:
İşlerinin yoğun oluşu sebebiyle başka bir şeyle ilgilenme imkânı bulamamak.
Göz açıp kapayıncaya kadar:
Çok çabuk, kısa bir zamanda.
Göz açtırmamak:
Baskı altında bulundurarak başka bir şeyle uğraşmasına fırsat vermemek.
Göz alıcı:
Alımlı; şekli, rengi ve güzelliği ile dikkat çekici.
Göz atmak:
Kısaca, dikkatli değil de şöyle bir bakıvermek; üzerinde fazla durmadan elden geçirmek.
Göz bebeği:
Pek değerli, sevgili, çok önem verilen (kimse).
Göz boyamak:
Gösterişle aldatmak, bir şeyi iyi gibi göstermek, kandırmak, yanıltmak.
Göz dikmek:
Bir şeyi ele geçirmek isteğinde olmak.
Göz doldurmak:
Hâli, tavrı ve görünüşü ile beklenenden çok etkilemek.
Göz gezdirmek:
1. Derinlemesine incelemeden okumak. 2. Bir şeyi, bir yeri pek fazla dikkat etmeden çabucak incelemek.
Göz göre göre:
Apaçık şekilde, herkesin gözü önünde.
Göz gözü görmemek:
Dumandan, karanlıktan ya da yoğun tozdan hiçbir şey görülmez olmak.
Göz hakkı:
Görülüp de imrenilen yiyeceklerden görenlere çıkarılan pay, imrenmelerini yok edecek küçük parça.
Göz hapsine almak:
Gözetlemek, bir şeyin üzerinden bakışlarını ayırmamak, birinin hiçbir davranışını gözden kaçırmamak.
Göz kamaştırmak:
1. Hayran bırakmak. 2. Güçlü, parlak bir ışığın kısa bir zaman için görüşü bulandırması, bakılan yeri görmez etmesi.
Göz kararı:
Gözle oranlanarak belirtilen miktar, gözle yapılan ölçme ya da oranlama.
Göz kesilmek:
Bütün dikkatiyle bakmak.
Göz kırpmadan:
1. Hiç duraksayıp çekinmeden. 2. Acımadan, merhamet etmeden.
Göz kırpmak:
Karşısındakine göz kapağını açıp kapatarak işaret vermek, bu şekilde meramını anlatmaya çalışmak; bir şeyi onayladığını ya da doğru olmadığını gözünü açıp kapayarak belirtmek.
Göz kırpmamak:
1. Hiç uyumamak. 2. Tehlikeye aldırmamak.
Göz kulak olmak:
1. Korumak, bakmak, gözetmek. 2. Görme ve işitme yoluyla öğrenmeye çalışmak.
Göz nuru dökmek :
Yapılan işte göz emeği bulunmak .
Göz nuru dökmek:
Göz emeği harcamak; gözün dikkatini, elin emeğini gerektiren ince bir iş yapmak ve işte uzun süre çalışmak.
Göz önünde tutmak (bulundurmak):
Dikkate almak. Herhangi bir durumun nasıl bir sonuca yol açacağını hesaba katmak.
Göz ucuyla bakmak:
Belli etmemeye çalışarak, başını çevirmeden göz kenarı ile yandan bakmak.
Göz yummak:
Kabahatlerini, kusurlarını hoş karşılamak, görmezlikten gelmek, bağışlamak.
Göz yummamak:
1. Hoş görmemek, bağışlamamak. 2. Hiç uyumamak.
Gözdağı vermek:
Korkutmak, tehdit etmek, istediğini yaptırmak için yıldırmak.
Gözde tütmek:
Çok özlemek, hasret çekmek.
Gözden çıkarmak:
Bir malın elinden çıkmasına katlanmak, bir şeyden vazgeçmek ve yokluğuna razı olmak.
Gözden düşmek:
Kendisine daha önce duyulan sevgi ve ilgiyi kaybetmek.
Gözden geçirmek:
1. Okumak. 2. Durumu incelemek. 3. Niteliğini anlamak için bir şeyin her yanına bakmak.
Gözden ırak olan gönülden de ırak olur:
"Ayrı düşenlerin arasındaki sevgi de zamanla azalır" anlamında kullanılır.
Gözden kaçmak:
Farkına varılmamak, ortadan çekilmek, görülmemek.
Gözden kaybolmak:
Ortadan çekilmek, görünmez olmak.
Göze almak:
Bir iş nedeniyle karşılaşabileceği her türlü zararı ve tehlikeyi önceden kabullenmek.
Göze batmak:
1. Başkalarını aşırı söz ve davranışlarıyla tedirgin etmek. 2. Kıskançlığa, çekememezliğe yol açmak.
Göze çarpmak:
Görünüşü ile dikkati üzerine çekmek.
Göze girmek:
Yetenekleri ve davranışları ile çevresinde, bulunduğu yerde sevgi ve güven kazanmak.
Göze göz, dişe diş:
Misilleme; aynı biçimde kötülük yapıp öç alma, kötülüğü yapandan acısını çıkarma.
Gözleri bulutlanmak:
Gözleri yaşararak çevreyi bulanık görmek.
Gözleri dolmak:
Ağlayacak gibi olmak, göz pınarlarına yaş yürümek.
Gözleri fal taşı gibi açılmak:
Hayret, şaşkınlık ve öfke gibi sebeplerle gözleri iri iri açılmış olmak.
Gözleri fıldır fıldır etmek:
Gözleri zekice, çabuk çabuk dönerek her tarafa bakmak.
Gözleri kan çanağına dönmek:
Uykusuzluk, ağlama, kızgınlık ya da bir şeyin kaçması sebebiyle gözlerin çok kızarmış olması.
Gözleri kapanmak:
1. Çok uykusu gelmiş olmak. 2. Ölmek.
Gözleri yaşarmak:
Üzücü ve duygulandırıcı bir durum karşısında gözlerinden yaş gelmek.
Gözleri yollarda kalmak:
Özlemle beklemek.
Gözlerinden uyku akmak:
Çok uykusu geldiği için göz kapakları kapanır gibi olmak.
Gözlerine inanmamak:
Hiç beklemediği bir anda bir şeyi görüp çok şaşırmak, bu sebeple gördüğünün gerçek olduğuna inanmamak.
Gözlerini (gözünü) kan bürümek:
Çok öfkeli, kinli olmak; her kötülüğü yapacak hâle gelmek.
Gözlerinin içi gülmek:
Çok sevindiğini gözlerinden ve yüzünden belli etmek.
Gözü aç:
Aç gözlü, doymak bilmeyen, gerektiğinden fazlasını isteyen.
Gözü açık gitmek:
Çok istediği şeylere kavuşamadan ölmek.
Gözü açık:
Uyanık, kurnaz, çıkarlarını iyi kollayan, becerikli, zeki.
Gözü açılmak:
Yararlıyı yararsızı, iyiyi kötüyü ayırt edebilir duruma gelmek.
Gözü arkada kalmak:
Kendisi ayrıldıktan sonra, bıraktığı şey veya kimse ile ilgili tedirginliği sürmek, merak etmek.
Gözü bağlı:
1. Sorup soruşturmadan, anlayıp anlamadan. 2. Gafil, çevresinde olup bitenlerin farkında olmayan.
Gözü dalmak:
Gözlerini bir noktaya dikerek dalgın dalgın bakmak.
Gözü doymak:
Çok istenen bir şeye kavuşup, artık istemez duruma gelmek.
Gözü gibi sakınmak (esirgemek):
Bir şeye aşırı derecede ilgi duymak, onu koruyup gözetmek, dikkatle muhafaza etmek.
Gözü hiçbir şey görmemek:
Heyecana, öfkeye ya da önem verdiği bir işe kapılıp başka hiçbir şeyle uğraşamaz duruma gelmek.
Gözü ilişmek:
İstemeden, birdenbire, rastgele görmek.
Gözü ısırmak:
Bir kimseyi sanki tanır gibi olmak.
Gözü kara (veya pek):
Cesur, atak, korkusuz, tehlikeli işlere tereddüt etmeden girebilen.
Gözü kesmek:
Bir işi yapabilme konusunda başkalarına ve kendisine güvenmek.
Gözü korkmak:
Daha önce başından geçen kötü bir denemeden sonra, birinden veya bir şeyden zarar gelebileceği endişesine kapılmak ve o işi yapmaktan çekinmek.
Gözü pek (kara):
Korkusuz, atılgan, cesur, tehlikelere aldırmayan.
Gözü sulu:
En küçük sevinç ya da üzüntü karşısında hemen ağlayıveren, gözyaşlarını tutamayan.
Gözü tok:
Elinde imkânlar olsun olmasın, mal-mülk veya paraya düşkün olmayan, cömert.
Gözü tutmak:
Güvenmek, beğenmek.
Gözü üzerinde olmak:
Bir şeye, bir kimseye sık sık bakarak ne durumda olduğunu kontrol etmek, dolayısıyla kötü bir sonuca meydan vermemeye çalışmak.
Gözü yılmak:
Daha önce denediği için o durumla karşılaşmaktan korkmak, o işe girişmekten çekinmek.
Gözü yükseklerde olmak:
Hâlen bulunduğu durumdan daha yüksek bir duruma ya da mevkiye çıkmak istemek, böyle bir amacı gütmek.
Gözünde büyümek:
Olduğundan fazla büyük ya da güç görünmek.
Gözünde büyütmek:
Bir şeyi, olayı, kimseyi veya işi abartmak.
Gözüne bakmak:
1. Verilen emri yapmak üzere işaret beklemek, işareti verecek kimseyi gözlemek. 2. Gerektiğinden fazla dikkat göstermek, koruyup gözetmek.
Gözüne dizine dursun:
Nankörlük eden kimseye karşı söylenen ilenme sözü. " Allah, bu nankörlüğünün cezasını versin." anlamında kullanılır.
Gözüne girmek:
Birinin sevgi ve ilgisini kazanmak.
Gözüne sokmak:
1. Görmek istemediği bir şeyi zorla göstermek. 2. Bir çaba sonucu, bir kimseyi büyüğünün beğenmesini sağlamak.
Gözüne uyku girmemek:
Uykusuz kalmak, hiç uyumamak.
Gözünü açmak:
1. Uyanık, dikkatli olmak. 2. Birisine bilgiler vererek görüşünü genişletmek.
Gözünü ayırmamak:
Bir şeye devamlı bakmaktan kendini alamamak.
Gözünü çıkarmak:
Zarara uğratmak, bir işi kötü biçimde yapmak, iyi yerine kötüyü seçmek.
Gözünü daldan budaktan esirgememek (veya sakınmamak):
Tehlikeli işlere girişmekten çekinmemek.
Gözünü dört açmak:
Bir hileye düşmemek, aldanmamak için çok dikkatli olmak.
Gözünü kan bürümek:
Birisini öldürecek kadar öfkelenmek.
Gözünü kapamak:
1. Görmezlikten gelmek, yapışına ses çıkarmamak. 2. Ölmek.
Gözünü korkutmak:
Yıldırmak, karşı duramaz hâle getirmek.
Gözünün önünden gitmemek:
Unutamamak, her an görür gibi olmak.
Gözünün yaşına bakmamak:
Hiç acımamak, merhamet etmemek.
Gücüne gitmek:
Bir söz, bir davranış bir kimsenin onuruna dokunmak, o kimseye ağır gelmek.
Güllük gülistanlık:
Sorunları bulunmayan; neşe, bolluk ve huzur içinde olan yer.
Gülmekten kırılmak:
Aşırı ölçüde gülmek, çok gülmekten halsiz düşmek.
Gülüp geçmek:
Bir durumu umursamamak, aldırış etmemek, gülünç bulup üzerinde durmamak.
Gün almak:
1. Bir iş yapmak için ilgili kişiden gün ayırmasını; belirli bir tarih tespit etmesini istemek, randevu almak. 2. Yaşını bitirip daha sonraki yılın bir ya da birkaç gününü almak.
Gün batmak:
Güneş batmak.
Gün görmek:
Bolluk, mutluluk, esenlik içinde huzurlu günler geçirmek.
Gün görmüş:
Başından nice işler geçmiş, tecrübeli, görüp geçirmiş, çok yaşamış.
Gün ışığına çıkmak:
Aydınlanmak, açıklığa kavuşmak, anlaşılır olmak.
Günah işlemek:
Dince suç sayılan bir iş yapmak.
Günaha girmek:
Dini bakımdan suç sayılacak bir iş yapmak ya da söz söylemek.
Günaha sokmak:
Günah işlemesine yol açmak, dinin buyrukları dışına çıkmasına zemin hazırlamak.
Günahını vermez:
"Çok cimri, eli sıkı, hasis" kimselerin durumunu anlatmak için kullanılır.
Güneş almak:
Bir yere güneş ışığı ulaşmak.
Günleri sayılı olmak:
1. İçinde olunan günlerde ölecek olmak. 2. Bulunduğu yerde kalmak için birkaç günü kalmak.
Günü birliğine:
Sabah gidip akşam dönmek üzere.
Günün adamı:
1. Zamanın gereğine göre tutum ve yön değiştiren, çıkarını gözeten kimse. 2. Kendisinden o günlerde çok söz edilen.
Gününü doldurmak:
Bir işin gerçekleşmesi için geçmesi gereken zamanı tamamlamak.
Gününü gün etmek:
Eline geçen imkânları değerlendirmek, hiçbir şeyi dert edinmeyip hoşça vakit geçirmek.
Gürültüye (patırtıya) pabuç bırakmamak:
Korkutmalara, tehditlere aldırış etmeyip dilediği gibi davranmak.
Gururunu okşamak:
Bir kimseyi yüzüne karşı överek, becerilerini söyleyerek duygulandırmak.
Güven beslemek:
Bir kimseye, bir şeye güven duymak, inanmak, itimat etmek.
Güven kazanmak:
Söz, davranış ve yaptığı işlerle çevresindekileri kendisine inandırmak.
Güven vermek:
Kendisinin güvenilir bir kişi olduğu, kendisine itimat edilebileceği duygusunu uyandırmak.
Güvendiği dağlara kar yağmak :
Güveni sarsılmak.