Türkçe Ailesi

  1. Anasayfa
  2. Alfabetik Deyimler Sözlüğü

Alfabetik Deyimler Sözlüğü

Ahmet Fatih ERDEM Ahmet Fatih ERDEM -
39344 0

Kenara Çek Deyimler Burada Sözlüğü

Büyük Türkçe Ailesi Deyim Çalışmaları



Deyimler Sözlüğü

Tümü | En yeniler | # A B C D E F G H I J K L M N O P Q R S T U V W X Y Z
Kategori içerisinde 69 kelime var.
Ü
Üç aşağı beş yukarı:
Az bir farkla, az fazla ya da az eksik olmak üzere, yaklaşık olarak.
Üç buçuk atmak:
Çok korkmak, korku içinde olmak, istenmeyen bir durum olacak diye korkup durmak.
Üç otuzluk:
Yaşı hayli ilerlemiş (kimse).
U
Uç vermek:
1. Baş vermek (çıban). 2. Bitmek, sürmek (bitki). 3. Gelişme, büyüme başlangıcı göstermek. 4. Bilinmeyeni açıklığa kavuşturucu belirtiler ortaya çıkmak.
Uçan kuşa borcu (borçlu) olmak:
Pek çok kişiye borçlu olmak.
Uçan kuştan medet ummak:
Pek sıkıntıda bulunup, bu sıkıntıdan kurtulmak için her türlü çareye, olmadık yerlere başvurmak, yardım istemek.
Ü
Üçe beşe bakmamak:
Alışverişte fiyat konusunda küçük farkları önemsememek, almak ya da satmak konusunda cimri davranmamak.
U
Uçkuruna sağlam:
Namuslu, iffetine bağlı.
Uçsuz bucaksız:
Çok geniş.
Ucu dokunmak:
Bir işten biri zarar görür olmak, söylenen bir söz birine zarar vermek.
Ucu ortası belli olmamak:
Bir işe, söze nereden başlanacağı kestirilememek.
Ucu ucuna:
Ancak yetişecek kadar.
Ucunda bir şey olmak:
Bir şeyde gizli bir amaç bulunmak.
Ucunu kaçırmak:
Çıkmaza girmek, denetimi elinden kaçırmak.
Ucuz atlatmak:
Güç ve tehlikeli durumdan az bir zararla sıyrılmak.
Ulu orta söz söylemek:
Bir şeyin aslını bilmeden, düşünüp tartmadan, çekinmeden, açıktan açığa konuşmak.
Uma uma döndük muma:
Umut edilen, beklenilen şeyler gerçekleşmeyince hayal kırıklığına uğrayan, kötü durumlara düşen, zayıflayıp gücünü yitiren insanlar için söylenir.
Ü
Ümidini kesmek:
Artık ummaz olmak, olacağını beklememek, kavuşamayacağını anlamak.
Ümitsizliğe düşmek:
Gerçekleşmeyeceğine, olmayacağına inanmak.
U
Umurunda olmamak:
Aldırış etmemek, önem vermemek.
Ü
Ün kazanmak:
Adı her yerde duyulmak, şöhreti herkesçe bilinir olmak.
U
Ununu elemiş, eleğini asmış:
Hayatta yapmak istediklerini yapmış, geri kalan ömrü süresince artık yapacak önemli bir işi kalmamış kimseler için söylenir.
Ü
Üst baş:
Kılık kıyafet, giyim kuşam.
Üst perdeden konuşmak:
1. Üstünlük taslayarak konuşmak. 2. Çok yüksek sesle konuşmak.
Üste çıkmak:
Suçlu olduğu halde suçsuz durumda olduğunu söyleyip karşısındakini suçlamak.
Üste vermek:
Fazladan ödeme yapmak.
Üstesinden gelmek:
Becermek, üzerine aldığı işi başarmak, yapmak.
Üstü başı dökülmek:
Kılık ve kıyafeti çok eski olmak, perişan durumda bulunmak.
Üstü kapalı konuşmak:
Açık, kesin ifadeler kullanmadan konuşup dinleyenin kavrayışına bırakmak.
Üstünde durmak:
Bir işe önem vermek, o işle yakından ilgilenmek, uğraşmak.
Üstünde kalmak:
Artırma ya da eksiltme sırasında onda kalmak. 2. Suçlanmak.
Üstünden (şu kadar zaman) geçmek:
Aradan (şu kadar) zaman geçmek.
Üstünden atmak:
Başından savmak, bir şeyi ödev olarak kabul etmemek, başkasını ilgilendirdiğini belirtmek.
Üstünden dökülmek:
Bir giysi bol ve biçimsiz olmak, yakışmamak.
Üstüne (üzerine) düşmek:
1. Bir şeyi elde etmek için çok uğraşmak. 2. (Çocuğu) sevme ya da korumada çok ileri gitmek.
Üstüne (yatmak) oturmak:
Hiç hakkı değilken başkasının malını kendine mal etmek.
Üstüne almak:
1. Alınmak, bir hareketin kendisine karşı yapıldığını sanarak kaygılanmak. 2. Bir görevi üstlendiğini kabul etmek.
Üstüne atmak:
Kendi kaptığı bir suçu birine yüklemek.
Üstüne basmak:
1. Yerinde bir fikir beyan etmek. 2. İyice belirtmek.
Üstüne bir bardak (soğuk) su içmek:
O işten umudunu kesmek, o işin olacağına inanmamak, parasını ya da malını almaktan vazgeçmek.
Üstüne fenalık gelmek:
Aşırı ölçüde sıkılmak, çok bunalmak.
Üstüne geçirmek:
1. Bir malın tapusunu kendi üzerine yazdırmak ya da çıkartmak. 2. Bir çocuğu evlât edinmek, kendi nüfusunu kaydettirmek.
Üstüne gelmek:
Bir şey konuşulurken ya da yapılırken çıkagelmek.
Üstüne gül koklamamak:
Sevdiği birinden başkasını sevmemek, başkası ile ilişki kurmamak.
Üstüne titremek:
Pek fazla sevgi, özen göstermek; zarar gelmesin diye itinalı davranmak.
Üstüne toz kondurmamak:
Bir şeyin kusur, eksiği olduğunu kabul etmemek.
Üstüne tuz biber ekmek:
Bir üzüntüyü, derdi, kusuru artıracak durum oluşturmak.
Üstüne üstüne gitmek:
1. Bir konuda bir kimseye sürekli baskı yapmak. 2. Güç bir şeyden yılmayıp, sonucu tehlikeli de olsa, çekinmeden o şeyle uğraşmak.
Üstüne varmak:
1. Bir şeyi yapmasını zorlayarak istemek. 2. Bir kadın, evli bir erkekle evlenmek.
Üstüne yıkmak:
1. Kendi işlediği bir suçu başkasına yüklemek. 2. Kendisinin de sorumlu olduğu bir işin ağırlığını başkasına yüklemek.
Üstüne yürümek:
Yıldırmak, korkutmak amacıyla saldıracakmış gibi yapmak; ya da saldırmak.
U
Utancından yere geçmek:
Çok utanmak, kimsenin yüzüne bakamayıp sanki saklanacak yer aramak.
Ü
Üvey evlât gibi tutmak (saymak) :
Horlamak, haksızlık etmek, iyi davranmamak, küçümsemek.
U
Uyku bastırmak:
Aşırı derecede uykusu gelmek, uyuma isteği duymak.
Uyku çekmek:
Rahat ve huzurlu bir şekilde çok uyumak.
Uyku gözünden akmak:
Çok uykusu gelmek, göz kapakları kapanmak.
Uyku tulumu:
1. Uykuyu çok seven kimse, çok uyuyan. 2. İçine girilerek yatılan tulum biçimindeki yatak.
Uykusu kaçmak:
1. Uyuması gerekirken herhangi bir sebepten ötürü uyuyamamak. 2. Bir sorun yüzünden kaygılanmak, endişe duymak.
Uykusunu almak:
Gerektiği kadar uyumuş olmak.
Uykuya dalmak:
Rahat ve derin bir şekilde uyumak.
Uyur uyanık:
Yarı uykulu.
Uzağı (ileriyi) görmek:
Gelecekte ne olacağını sezmek, kestirmek.
Uzaktan uzağa:
1. İlgisi pek az olan. 2. Çok uzaktan.
Ü
Üzüm üzüm üzülmek:
Haddinden fazla, çok üzülmek.
U
Uzun boylu:
1. Boyu uzun olan. 2. Uzun süre. 3. Derinlemesine, ayrıntılarıyla.
Uzun etmek:
1. Nazlanmak, sözünde direnmek. 2. Sözü uzatmak, tartışmayı sürdürmek. 3. Aşırı gitmek.
Uzun hikâye:
Pek çok ayrıntıları bulanan, anlatması uzun sürecek, anlatılmadan da anlaşılamayacak olan olay ya da konu.
Uzun lafın (sözün) kısası:
Özetle, kısaca, sözü uzatmayarak.
Uzun uzadıya:
Çok ayrıntılı olarak, en ince noktalarına inerek.