Üç aşağı beş yukarı: Az bir farkla, az fazla ya da az eksik olmak üzere, yaklaşık olarak.
Üç buçuk atmak: Çok korkmak, korku içinde olmak, istenmeyen bir durum olacak diye korkup durmak.
Üç otuzluk: Yaşı hayli ilerlemiş (kimse).
Uç vermek: 1. Baş vermek (çıban). 2. Bitmek, sürmek (bitki). 3. Gelişme, büyüme başlangıcı göstermek. 4. Bilinmeyeni açıklığa kavuşturucu belirtiler ortaya çıkmak.
Uçan kuşa borcu (borçlu) olmak: Pek çok kişiye borçlu olmak.
Uçan kuştan medet ummak: Pek sıkıntıda bulunup, bu sıkıntıdan kurtulmak için her türlü çareye, olmadık yerlere başvurmak, yardım istemek.
Üçe beşe bakmamak: Alışverişte fiyat konusunda küçük farkları önemsememek, almak ya da satmak konusunda cimri davranmamak.
Uçkuruna sağlam: Namuslu, iffetine bağlı.
Uçsuz bucaksız: Çok geniş.
Ucu dokunmak: Bir işten biri zarar görür olmak, söylenen bir söz birine zarar vermek.
Ucu ortası belli olmamak: Bir işe, söze nereden başlanacağı kestirilememek.
Ucu ucuna: Ancak yetişecek kadar.
Ucunda bir şey olmak: Bir şeyde gizli bir amaç bulunmak.
Ucunu kaçırmak: Çıkmaza girmek, denetimi elinden kaçırmak.
Ucuz atlatmak: Güç ve tehlikeli durumdan az bir zararla sıyrılmak.
Ulu orta söz söylemek: Bir şeyin aslını bilmeden, düşünüp tartmadan, çekinmeden, açıktan açığa konuşmak.
Uma uma döndük muma: Umut edilen, beklenilen şeyler gerçekleşmeyince hayal kırıklığına uğrayan, kötü durumlara düşen, zayıflayıp gücünü yitiren insanlar için söylenir.
Ümidini kesmek: Artık ummaz olmak, olacağını beklememek, kavuşamayacağını anlamak.
Ümitsizliğe düşmek: Gerçekleşmeyeceğine, olmayacağına inanmak.
Umurunda olmamak: Aldırış etmemek, önem vermemek.
Ün kazanmak: Adı her yerde duyulmak, şöhreti herkesçe bilinir olmak.
Ununu elemiş, eleğini asmış: Hayatta yapmak istediklerini yapmış, geri kalan ömrü süresince artık yapacak önemli bir işi kalmamış kimseler için söylenir.
Üst baş: Kılık kıyafet, giyim kuşam.
Üst perdeden konuşmak: 1. Üstünlük taslayarak konuşmak. 2. Çok yüksek sesle konuşmak.
Üste çıkmak: Suçlu olduğu halde suçsuz durumda olduğunu söyleyip karşısındakini suçlamak.
Üste vermek: Fazladan ödeme yapmak.
Üstesinden gelmek: Becermek, üzerine aldığı işi başarmak, yapmak.
Üstü başı dökülmek: Kılık ve kıyafeti çok eski olmak, perişan durumda bulunmak.
Üstü kapalı konuşmak: Açık, kesin ifadeler kullanmadan konuşup dinleyenin kavrayışına bırakmak.
Üstünde durmak: Bir işe önem vermek, o işle yakından ilgilenmek, uğraşmak.
Üstünde kalmak: Artırma ya da eksiltme sırasında onda kalmak. 2. Suçlanmak.
Üstünden (şu kadar zaman) geçmek: Aradan (şu kadar) zaman geçmek.
Üstünden atmak: Başından savmak, bir şeyi ödev olarak kabul etmemek, başkasını ilgilendirdiğini belirtmek.
Üstünden dökülmek: Bir giysi bol ve biçimsiz olmak, yakışmamak.
Üstüne (üzerine) düşmek: 1. Bir şeyi elde etmek için çok uğraşmak. 2. (Çocuğu) sevme ya da korumada çok ileri gitmek.
Üstüne (yatmak) oturmak: Hiç hakkı değilken başkasının malını kendine mal etmek.
Üstüne almak: 1. Alınmak, bir hareketin kendisine karşı yapıldığını sanarak kaygılanmak. 2. Bir görevi üstlendiğini kabul etmek.
Üstüne atmak: Kendi kaptığı bir suçu birine yüklemek.
Üstüne basmak: 1. Yerinde bir fikir beyan etmek. 2. İyice belirtmek.
Üstüne bir bardak (soğuk) su içmek: O işten umudunu kesmek, o işin olacağına inanmamak, parasını ya da malını almaktan vazgeçmek.
Üstüne fenalık gelmek: Aşırı ölçüde sıkılmak, çok bunalmak.
Üstüne geçirmek: 1. Bir malın tapusunu kendi üzerine yazdırmak ya da çıkartmak. 2. Bir çocuğu evlât edinmek, kendi nüfusunu kaydettirmek.
Üstüne gelmek: Bir şey konuşulurken ya da yapılırken çıkagelmek.
Üstüne gül koklamamak: Sevdiği birinden başkasını sevmemek, başkası ile ilişki kurmamak.
Üstüne titremek: Pek fazla sevgi, özen göstermek; zarar gelmesin diye itinalı davranmak.
Üstüne toz kondurmamak: Bir şeyin kusur, eksiği olduğunu kabul etmemek.
Üstüne tuz biber ekmek: Bir üzüntüyü, derdi, kusuru artıracak durum oluşturmak.
Üstüne üstüne gitmek: 1. Bir konuda bir kimseye sürekli baskı yapmak. 2. Güç bir şeyden yılmayıp, sonucu tehlikeli de olsa, çekinmeden o şeyle uğraşmak.
Üstüne varmak: 1. Bir şeyi yapmasını zorlayarak istemek. 2. Bir kadın, evli bir erkekle evlenmek.
Üstüne yıkmak: 1. Kendi işlediği bir suçu başkasına yüklemek. 2. Kendisinin de sorumlu olduğu bir işin ağırlığını başkasına yüklemek.
Üstüne yürümek: Yıldırmak, korkutmak amacıyla saldıracakmış gibi yapmak; ya da saldırmak.
Utancından yere geçmek: Çok utanmak, kimsenin yüzüne bakamayıp sanki saklanacak yer aramak.
Üvey evlât gibi tutmak (saymak) : Horlamak, haksızlık etmek, iyi davranmamak, küçümsemek.
Uyku bastırmak: Aşırı derecede uykusu gelmek, uyuma isteği duymak.
Uyku çekmek: Rahat ve huzurlu bir şekilde çok uyumak.
Uyku gözünden akmak: Çok uykusu gelmek, göz kapakları kapanmak.
Uyku tulumu: 1. Uykuyu çok seven kimse, çok uyuyan. 2. İçine girilerek yatılan tulum biçimindeki yatak.
Uykusu kaçmak: 1. Uyuması gerekirken herhangi bir sebepten ötürü uyuyamamak. 2. Bir sorun yüzünden kaygılanmak, endişe duymak.
Uykusunu almak: Gerektiği kadar uyumuş olmak.
Uykuya dalmak: Rahat ve derin bir şekilde uyumak.
Uyur uyanık: Yarı uykulu.
Uzağı (ileriyi) görmek: Gelecekte ne olacağını sezmek, kestirmek.
Uzaktan uzağa: 1. İlgisi pek az olan. 2. Çok uzaktan.
Üzüm üzüm üzülmek: Haddinden fazla, çok üzülmek.
Uzun boylu: 1. Boyu uzun olan. 2. Uzun süre. 3. Derinlemesine, ayrıntılarıyla.
Uzun etmek: 1. Nazlanmak, sözünde direnmek. 2. Sözü uzatmak, tartışmayı sürdürmek. 3. Aşırı gitmek.
Uzun hikâye: Pek çok ayrıntıları bulanan, anlatması uzun sürecek, anlatılmadan da anlaşılamayacak olan olay ya da konu.
Uzun lafın (sözün) kısası: Özetle, kısaca, sözü uzatmayarak.
Uzun uzadıya: Çok ayrıntılı olarak, en ince noktalarına inerek.