Çaba göstermek: Bir işi başarmak için uğraşmak, kuvvet harcamak.
Çabalama kaptan ben gidemem : Boşuna çabalama anlamında.
Çaçaron : Kavgacı,şirret.
Cadı kazanı (gibi): Fesadın ve dedikodunun çok olduğu, herkesin birbirine düştüğü, türlü düşmanlıkların kaynaştığı, hile ve düzenlerin kurulduğu yer.
Cafer ağanın abdest suyu : Tatsız, tuzsuz.
Çağ açmak: Yeni bir gidişin, tutumun öncüsü olmak; evrensel bir gidişe yol açmak.
Caka satmak: Çalım satmak, gösteriş yapmak.
Caka yapmak : Gösteriş yapmak.
Çakar almaz: İşe yarar gibi görünse de aslında yararsız, bozuk olan.
Çakı gibi: Canlı ve atik, çevik.
Çalakalem : Gelişigüzel, durmadan yazarak.
Çalım satmak (caka satmak): Büyüklük taslamak, kurularak davranmak.
Çalımından geçilmemek: Çok kibirli, kurumlu olmak; büyüklük taslamak, gösteriş yapmak.
Çalıp çırpmak: Eline ne geçerse (az ve çok) çalmak, bu yolla kazanç sağlamak.
Çam devirmek: Farkında olmadan karşısındakini kıracak ya da kötü bir sonuca yol açacak söz söylemek, davranışta bulunmak.
Çam yarması: İri gövdeli insan.
Cambul cumbul: Pek sulu, suyu bol (yemek için).
Can alıcı yer (nokta): Bir şeyin en önemli, en çarpıcı yeri.
Can baş üstüne: İstenilen, arzu edilen şeyin büyük bir memnunlukla yapılacağını anlatır.
Can borcunu ödemek: Ölmek.
Çan çan etmek: Gerekli gereksiz sürekli konuşmak, yüksek sesle devamlı gevezelik etmek.
Can çekişmek: Ölmek üzere bulunmak.
Can damarı: Bir şeyin en önemli noktası, en mühim unsuru; bir şeyin yaşaması için en önemli araç.
Can damarına basmak: Bir işin en önemli noktası üzerinde durmak, ya da bir şeyin en duyarlı noktasını açığa çıkarmak.
Can dayanmamak: Bir acı, üzüntü, sıkıntı ve istek karşısında direnme gücü kalmamak; dayanıklılığı yitirmek.
Can düşmanı: Öldürmeyi bile düşünen, aşırı kin ve düşmanlık besleyen, dost olmayan.
Can evi: 1. Yürek. 2. En duyarlı bölge.
Can evinden vurmak: En etkileyici, en can alıcı yönden saldırmak; bir daha yaşama imkânı kalmayacak şekilde vurmak.
Can havli ile: Ölüm korkusundan kaynaklanan güçlü bir tepkiyle (bir eylem yapmak).
Can kalmamak: Gücü, kuvveti kesilmek; bitkin bir duruma düşmek.
Can kaygısına düşmek:Her şeyi bırakıp, içine düştüğü tehlikeden varlığını kurtarma ve koruma çabasında olmak.
Can kulağıyla dinlemek: Kendini vererek, büyük bir dikkatle dinlemek.
Can pazarı: Herkesin kendi canının kaygusuna düştüğü ve kendi canını kurtarmaya çalıştığı tehlikeli bir durum, yer.
Can sağlığı: Esenlik, kişinin sağlıklı olması.
Can sıkıntısı: Yapılacak iş ve bir şeyle oyalanma imkânı bulamamaktan duyulan tedirginlik, içine düşülen bunalım.
Can vermek:1. Ölmek. 2. Ruha güç vermek, yaşar duruma getirmek. 3. Bir şeyi çok ister olmak.
Can yakmak: 1. Üzmek, acı vermek. 2. Zulmetmek, eziyet etmek. 3. Bir kimseyi büyük zarar ve ziyana sokmak.
Can yoldaşı: Yalnızlıktan kurtulmak için birlikte yaşanılan kimse.
Cana can katmak: İnsanda yaşama sevincini artırmak; insana neşe, heves ve iç gücü vermek.
Cana işlemek : Çok tesir etmek.
Cana minnet (bilmek): İhtiyacı olduğu hâlde arayıp da bulamadığı şeylerden saymak.
Cana yakın: Sevimli, sokulgan, insana pek sıcak davranan.
Çanak tutmak (açmak): 1. Söz ve davranışlarıyla kavgaya, kargaşaya yol açmak. 2. Dilenmek.
Çanak yalayıcı: Dalkavuk, çıkarı için dalkavukluk eden.
Candan yanmış : Adamakıllıı tutulmuş.
Canı (gönlü) çekmek: Bir şeyi istemek, istek duymak, çok arzulamak.
Canı burnuna gelmek : Bir işte çok eziyet ve sıkıntı çekmek.
Canı burnuna gelmek: Bir şey yaparken çok zorluk çekmek, bunalmak.
Canı çıkmak: 1. Ölmek. 2. Çok yorulmak. 3. Çok yıpranmak.
Canı gitmek:Önem ve değer verdiği, beğendiği bir şeye zarar gelecek diye çok korkmak, kaygılanmak.
Canı tatlı: Acıya, üzüntüye ve sıkıntıya katlanmayan.
Canı tez: Sabırsız, beklemeye tahammülü olmayan, ivecen.
Canı yanmak: 1. Fizikî bir acı duymak. 2. Bir işte zarar görmek, manevî bir üzüntü duymak.
Canın sağ olsun : Bir ziyan için söylenen teselli sözü.
Canına değmek: 1. Çok hoşlanmak, yararına yapılan işten ötürü çok sevinmek. 2. Ruhu şad olmak.
Canına kıymak: 1. İntihar etmek, kendini öldürmek. 2. Acımadan öldürmek. 3. Kendini yoracak, yıpratacak kadar iş görmek.
Canına okumak: 1. Bir kimseye büyük bir zarar vermek, kötülük etmek. 2. İyi bir şeyi kötü hâle getirmek, heder etmek, harcamak.
Çanına ot tıkamak: Bir daha sesini çıkaramayacak, kötülük edemeyecek bir duruma sokmak.
Canına tak demek: Sabrı kalmamak, bir sıkıntıya dayanamaz duruma gelmek.
Canına yandığım (yandığımın):Kimi zaman sevgi ve hayranlık, kimi zaman da kızgınlık ve öfke gibi duyguları anlatmak için kullanılır.
Canına yetmek: Bezmek, bıkmak, bir zorluğa dayanamayacak duruma gelmek.
Canından bezmek: Çektiği sıkıntılar yüzünden içinde olduğu hayatı artık istemeyecek bir duruma gelmek.
Canını bağışlamak: Öldürebileceği bir kişiyi öldürmekten vazgeçmek.
Canını dişine takmak: Büyük sıkıntıları, tehlikeleri göze alarak bir işi başarmaya çalışmak.
Canını şeytana satmak : Kötü işlerle uğraşmak.
Canını sokakta bulmak: Sağlığını koruması, kendini yıpratmaması ve tedbir alması gerektiğini anlatmak için kullanılır.
Canını vermek: 1. Hiçbir şey esirgememek. 2. Bir şey uğrunda en değerli varlığını feda etmeye, hatta ölmeye hazır olmak. 3. Bir şeye aşırı ölçüde düşkün olmak.
Canını yakmak: 1. Fizikî acı vermek. 2. Bir kimseyi zarara ya da sıkıntıya sokmak; üzmek, kaygılandırmak.
Canının içine sokacağı gelmek: "Birine karşı büyük ölçüde sevgi duymak, birinden çok hoşlanmak.
Canla başla: Seve seve, her türlü zorluğa göğüs gererek, var gücüyle, hiçbir fedakârlıktan kaçınmayarak.
Canlı cenaze: Çok zayıf, güçsüz, zayıflıktan kemikleri çıkmış kimse.
Canlı yayın: Kişilerin ses ve davranışlarını o anda ve doğrudan doğruya veren radyo ve televizyon yayını.
Çantada (torbada) keklik: "Ele geçirilmesi o kadar kesin ki elde edilmiş sayılır" anlamında kullanılır.
Çaptan düşmek: Önceleri iyi olan durumu sonradan bozulmuş olmak; çalışma gücü, verimi tükenmiş olmak.
Çar çur etmek: Gereksiz, lüzumsuz yere harcayıp tüketmek.
Çarıklı erkânıharp: Daha ziyade öğrenimi olmayan ama kafası çalışan, kurnaz ve uyanık köylüler için şaka yollu kullanılır.
Çark etmek: Dönmek, geri dönmek.
Çarkına okumak: Bozmak, çalışamaz hâle getirmek, zarar vermek; birine büyük kötülük yapmak.
Çarşaf gibi: Dalgasız, dümdüz ve durgun.
Çarşamba pazarı: Her şeyi açıkta olan, karmakarışık yer.
Cart curt etmek: Göz dağı vermek ya da övünmek amacıyla abartılı konuşmak.
Cart kaba kâğıt: Yüksekten atan, yapamayacağı şeyleri yapar gibi konuşan, çalım satan kimselere karşı söylenen küçümseme ünlemi.
Çat kapı: Aniden, beklenmedik bir anda.
Çat pat: 1. Ara sıra. 2. Yarım yamalak, biraz. 3. Vakitli vakitsiz, uygunsuz zamanlarda.
Çayı görmeden paçaları sıvamak: Ham hayaller kurmak; henüz zamanı gelmediği hâlde yapılacak bir iş, meydana gelebilecek bir olay için hazırlıklara girişmek.
Cebi delik: Parasız, cebinde para tutmasını bilmeyen.
Cebini doldurmak: Karşılaştığı fırsatları değerlendirerek bol para kazanmak.
Ceddine okumak : Soyuna sövmek.
Ceffel kalem etmek : Hemen hüküm vermek.
Cehennem azabı: 1. Çok büyük sıkıntı, eziyet. 2. İman etmeyenlerin, kâfirlerin, günahkârların cehennemde çekecekleri ceza.
Cehennem olmak: Defolup gitmek.
Çehre uzatmak : Küsmek,somurtmak.
Çehre züğürdü: Çirkin, suratsız, yüzü yakışıksız.
Çehresi atmak : Rengi sararmak.
Çek arabanı : Defol anlamında.
Çekeceği olmak: Çok acı çekeceği, sıkıntıya gireceği bir iş ya da durumla karşılaşacağı sezilir olmak.
Çekidüzen vermek: Karışıklığı, dağınıklığı, başıbozukluğu gidermek.
Çekip çevirmek: Yönetmek, düzene sokmak, hâle yola koymak, çalışmasını sağlamak.
Çekip gitmek: Savuşmak, bırakıp gitmek, kimseye danışmadan ayrılmak.
Çekirdekten yetişme: Bir işi küçük yaştan, çıraklıktan başlayarak öğrenme ve o işte ustalaşma.
Çekişe çekişe pazarlık (etmek): Bir malı ucuza almak, ya da pahalıya satmak için titizce uzun süre yapılan pazarlık.
Çelme takmak:1. Ayağını bacağına geçirerek yıkmaya çalışmak. 2. Bir işin gelişmesini engellemek veya bir kimsenin iyi yürüyen işini bozmak.
Cemaziyülevvelini bilmek: Bir kimsenin herkesçe bilinmeyen, geçmişteki kötü bir yönünü veya kötü durumunu bilmek.
Cendereye sokmak: Çok sıkıştırmak, manevî baskı altına almak.
Çene çalmak: Gevezelik ederek, çok konuşarak vakit geçirmek.
Çene yarıştırmak: Karşılıklı gevezelik etmek, boş konuşmak.
Çenesi düşük:Geveze, çok konuşan, gereksiz şeyler söyleyen.
Çenesi kuvvetli: Söylemekten yorulmayan, söylediği sözlerle kendisini dinletmesini bilen.
Cephe almak : Düşmanca hal takınmak.
Çeşnisine bakmak : Lezzetine bakmak.
Çetele tutmak: Hesap tutmak amacı ile bir yere çizgiler çekmek.
Çetin ceviz: 1. Kırılması zor, kabuğu sert ceviz cinsi. 2. Yola getirilmesi, yenilmesi zor rakip; başarılması güç iş.
Cevabı yapıştırmak: Karşısındakinin, beklemediği, ters, güç duruma düşürücü bir cevap vermek.
Çevir kaz (kazı) yanmasın: Karşısındakini kıracak bir söz söylediğini fark edip de çevirmeye kalkışanlara şaka yollu söylenir.
Çevir kazı yanmasın : Sözünü çeviren kimseler için söylenir.
Çiçeği burnunda: Çok taze, yeni koparılmış.
Çifte kumrular: Birbirini çok seven ve birbirinden ayrılmayan kimseler.
Çiğ süt emmiş olmak : Soysuz ve namussuz olmak.
Çiğ süt etmiş olmak:Soysuz ve namussuz olmak.
Çiğ yemedim ki karnım ağrısın: "Herhangi bir suç işlemedim ki korku duyayım, işi eksik yapmadım ki olumsuz sonuçtan kaygılanayım" anlamında kullanılır.
Ciğeri beş para etmemek: Değersiz, kendisine güvenilmez, korkak, aşağılık (bir kimse olmak).
Ciğeri beş para etmez : Değersiz kişi.
Ciğerimin köşesi:1. Çok sevdiğim. 2. Sevgili evlâdım.
Ciğerini okumak: Karşısındakinin gizli düşüncelerini bilmek, aklından geçenleri anlamak.
Ciğerini sökmek: Bir kimseyi büyük ölçüde zarar ve ziyana uğratmak.
Çiğlik etmek: İnsana yakışmayan; olgunluğa, yaşa uygun düşmeyen yersiz ve kaba davranışlarda bulunmak.
Cihan alem bilmek : Herkes tarafından bilinmek.
Çil yavrusu gibi dağılmak: Toplu hâlde bulunan insanların her biri, herhangi bir sebeple bir yana dağılmak.
Çile çekmek: Üzüntü, eziyet, acı ve sıkıntı içinde yaşamak.
Çile çıkarmak: 1. Sıkıntılı bir işin veya durumun sona ermesini beklemek. 2. Tasavvufta bir müridin belli bir eğitim safhasından geçmesi.
Çileden çıkmak : Hiddetlenerek sabrın taşması.
Cin çarpmışa dönmek: Neye uğradığını anlayamayacak kadar kötü duruma düşmek.
Cin fikirli : Çok zeki ,açıkgöz
Cin fikirli: Zeki, çok kurnaz, her zaman kendi çıkarını kollayan, çok anlayışlı.
Cinler cirit (top) oynamak: Bir yerin ıssız, ürküntü verir olduğunu anlatmak için kullanılır.
Cinleri başına toplamak: Öfkelenmek, kızmak, çok sinirlenmek.
Çirkefe taş atmak: Edepsiz, geçimsiz, kaba saba kimsenin tepkisine yol açacak davranışlarda bulunmak.
Çivi kesmek: Çok üşümek, donmak.
Çizmeden yukarı çıkmak : Haddini bilmemek.
Çizmeden yukarı çıkmak: Bilmediği, aklının kesmediği, yetkisinin dışında bir işe kalkışmak; haddini bilmemek.
Çıban başı: 1. Çıbanın patlamak üzere olan tepe noktası. 2. Kötü sonuçların, uygunsuzlukların ana sebebi.
Cıcığı çıkmak : Çok hırpalanmak .
Çıfıt çarşısı: Türlü kötülüklerin, hile ve düzenlerin karmakarışık bir durumda bulunduğu yer.
Çığır açmak: Bir alanda yeni bir yol açmak; yeni bir tutum, izlenecek yöntem bulmak.
Çığırından çıkmak: Yoldan sapmak, doğru ve uygun gidişten ayrılmak, artık düzelemez hâle gelmek.
Çıkar yol: Çare, en tutarlı çözüm yolu.
Çıkış yapmak: Bir tartışma esnasında etkili söz ve sert davranışlarla düşüncelerini belirtmek.
Çıkmaz ayın son çarşambası : Belirsiz ve uzak zaman .
Çıkmaza girmek: Çözümlenemeyecek, içinden çıkılamayacak bir duruma düşmek.
Çıngar çıkarmak: Gürültü patırtı, karışıklık ve kavga çıkarmak.
Çıt çıkarmamak: Çok sessiz olmak, hiç ses çıkarmamak, gürültü yapmamak.
Çoban kulübesinde padişah rüyası görmek : Durumuna uygun düşmeyen büyük ve olmayacak hayallere kapılmak .
Çocuk oyuncağı hâline getirmek:Bir işi sık sık değiştirip verilmesi gereken önemde ele almamak, küçümsenir duruma getirip değerinden düşürmek.
Çocuk oyuncağı:Önem verilecek değerde olmayan, kolay iş.
Çoğu gitti azı kaldı: İşin en güç, en önemli, en büyük kısmı bitti, kalanı önemsizdir.
Çok görmek: 1. Esirgemek, bir kimseyi o şeye değer bulmamak. 2. Bir kimsenin yaptığını, davranışını yadırgamak.
Çoluk çocuğa karışmak: Evlenip, çocukları dünyaya gelip, onlarla uğraşır olmak.
Çoluk çocuk elinde kalmak: Genç, tecrübesiz, çocuk denecek kişilerin yönetimi altında yaşar durumda olmak.
Çömlek hesabı : Baştan savma hesap.
Çömlek hesabı: Güvenilmez, yanlış hesap.
Çöpçatan çatmak : Kısmet olmak.
Çorap söküğü gibi gitmek: Başlayan bir işin birbirine bağlı diğer bölümlerinin kolaylıkla halledilmesi.
Çorbada tuzu bulunmak : Emeği geçmiş olmak.
Çorbada tuzu bulunmak: Yapılan bir iş ya da hizmette az da olsa çabası, emeği bulunmak.
Cumbadak dalmak : Ani olarak girmek,dalmak.
Cümbür cemaat: Topluca, hep birden.
Cümle kapısı: Konak, saray gibi büyük binaların ana giriş kapısı.
Curcuna koparmak : Gürültüyle çevreyi karıştırmak.
Curcunaya çevirmek (döndürmek): Bir yeri kargaşa, şamata, gürültü patırtı ile doldurup kimsenin ne dediğini anlamayacak hâle getirmek.
Curcunaya kalkmak : Kavga ve gürültü çıkarmaya kalkmak.
Cüret etmek:Ataklık etmek, yüreklilikle davranmak.
Cürmü meşhut hâlinde yakalamak: Bir kimseyi suçu işlerken şahitlerle birlikte yakalamak.
Çürüğe çıkmak: 1. İşe yaramaz olduğu, sağlam olmadığı anlaşılarak bir yana atılmak. 2. Sağlığı el vermediği için askerlik görevine alınmamak.
Çürük tahtaya basmak : Umduðunu bulamamak ,aldanmak.
Çürük tahtaya basmak:Tedbirsiz hareket edip, kötü sonuçlanacak bir işe girişmek.
Çuval gibi: Kaba ve seyrek, bol ve ütüsüz.