Türkçe Ailesi

  1. Anasayfa
  2. Alfabetik Deyimler Sözlüğü

Alfabetik Deyimler Sözlüğü

Ahmet Fatih ERDEM Ahmet Fatih ERDEM -
39373 0

Kenara Çek Deyimler Burada Sözlüğü

Büyük Türkçe Ailesi Deyim Çalışmaları



Deyimler Sözlüğü

Tümü | En yeniler | # A B C D E F G H I J K L M N O P Q R S T U V W X Y Z
Kategori içerisinde 104 kelime var.
P
Pabuç bırakmamak:
Yılmamak, korkmayıp yapacağından vazgeçmemek.
Pabuç pahalı:
Girişilen işin tehlikeli olduğunu anlatmak için kullanılır.
Pabucu dama atılmak:
Kendisinden üstün birinin çıkmasıyla gözden düşmek, değer ve itibarını kaybetmek.
Pabucuna kum dolmak :
Engelle karşılaşmak.
Pabucunu ters giydirmek:
Güç bir duruma düşürerek telaşlandırmak, bu telaşla kaçmasına sebep olmak.
Paçaları sıvamak :
Hazırlanmak anlamında.
Paçaları sıvamak:
Bir işi yapmak için hazırlanmak.
Paçası düşük:
Giyimine, kılık kıyafetine pek dikkat etmeyen.
Paçavrasını çıkarmak:
Çok hırpalamak, sağlam yerini koymamak, işe yaramaz bir duruma getirmek.
Paçayı kaptırmak:
1. Yakalanmak, ele geçmek. 2. Giriştiği işten vazgeçmek istediği halde kendini kurtaramamak. 3. Dilediği gibi davranamamak.
Paçayı kurtarmak:
Bir ilişkiden veya önce girişip sonra pişman olduğu bir işten yakasını sıyırmak.
Paha biçilmez:
Çok pahalı, kıymeti ölçülemeyecek kadar yüksek.
Paha biçmek :
Değerini ölçmek.
Pahalıya mal olmak:
Kolay elde edilememek; para, özveri ve emek gerektirmek; zarara ve sıkıntıya yol açmak.
Palas pandıras:
Acele olarak, hazırlanmaya zaman bulamadan.
Palavra atmak:
Abartarak söylemek, yalan söylemek, olmayacak şeylerden söz etmek.
Paldır küldür:
1. Büyük bir gürültü ile. 2. Ansızın ve kurallara uymaksızın.
Pamuk ipliği ile bağlamak:
Etkisi az sürecek, köksüz, geçici bir çözüm yolu bulmak.
Pancar kesilmek :
Mahcup olup kızarmak.
Paniğe kapılmak:
Çok korkmak, telâşa sürüklenmek.
Papara yemek:
Çok azarlanmak.
Paparayı yemek :
Paylanmak, azar işitmek.
Para babası: .
Çok zengin, parası bol olan
Para canlısı:
Parayı çok seven, paraya düşkün.
Para çekmek:
1. Banka veya benzeri bir yere yatırılmış parayı geri almak. 2. Bir kimseden çeşitli yollarla para sızdırmak.
Para dökmek:
Bir şey için çok para harcamak.
Para etmemek:
1. İşe yaramamak, etkili olmamak. 2. Değeri pahasına satılamamak.
Para kesmek:
1. Çok para kazanmak. 2. Devletin çok para basması.
Para sızdırmak:
Kandırarak, zorlayarak birinden para almak.
Para tutmak:
1. Parasını idareli harcayıp kalanını biriktirmek. 2. Satın alınan şeyin karşılığını para olarak hesaplamak.
Para yapmak:
Para kazanıp biriktirmek.
Para yedirmek:
İşini yaptırmak için birilerine kanunsuz, hak etmedikleri parayı vermek; rüşvet vermek.
Para yemek:
1. Çok para harcamak. 2. Rüşvet yemek, görevini kötüye kullanıp bir iş yapmak için birinden para almak.
Parasını sokağa atmak:
Değeri olmayan bir işe ya da mala para vermek.
Paraya çevirmek:
Bir malı verip yerine para almak.
Paraya kıymak:
Gereken yerde para harcamaktan kaçınmamak.
Paraya para dememek :
Kazancı bol olmak.
Paraya para dememek:
1. Çok para kazanmak. 2. Bol para harcamak. 3. Elde olan parayı az bulmak.
Parmağı ağzında kalmak:
Çok şaşırmak, hayrete düşmek.
Parmağına dolamak:
Bir konuyu her fırsatta, her yerde ele alıp konuşmak, o konu ile uğraşmak.
Parmağında oynatmak:
Birine her istediğini yaptırmak, onu kukla gibi kullanmak.
Parmağını bile oynatmamak:
Hiç tepki göstermemek, kayıtsız kalmak.
Parmak basmak:
1. Bir nokta üzerine dikkati ya da ilgiyi çekmek. 2. İmza yerine parmağını mürekkebe batırarak bir yere bastırmak.
Parmak hesabı:
1. Parmakları kullanmak suretiyle yapılan hesap. 2. Hece vezni.
Parmak ısırmak:
Büyük şaşkınlık duymak, hayrete düşmek.
Parmak kaldırmak:
1. Olumlu oy vermek için el kaldırmak. 2. Bir toplulukta söz istemek için işaret parmağını kaldırıp diğerlerini yumarak el kaldırmak .
Parmakla gösterilmek:
1. Bir şey az bulunmak. 2. Seçkin, ünlü olmak.
Parmaklarını yemek:
Bir yemeğin çok lezzetli olduğunu anlatmak için kullanılır.
Parsayı başkası toplamak:
Verilen emek karşılığını, emek veren değil, bir başkası almak.
Partiyi kaybetmek:
1. Biriyle çekiştiği bir konuda yenilmek. 2. Elde etmeye çalıştığı bir kazancı bir başkasına kaptırmak.
Pas geçmek:
Üzerinde durmamak, caymak, vazgeçmek, aldırış etmemek.
Pasaportunu vermek:
Kovmak, işten atmak.
Patentasının altına almak :
Egemenliği altına almak.
Patırtı çıkarmak:
Kavga, kargaşa, gürültü çıkarmak.
Patlak vermek:
Gizlenen ya da hoş karşılanmayan bir durum aniden ortaya çıkmak.
Pay biçmek:
Bir fikir elde edebilmek için, durumu bir şey ile kıyaslamak.
Pay çıkarmak:
Bir olay ya da davranıştan tecrübe kazanmak, hisse kapmak, tutulacak yolu belirlemek.
Paye vermek:
Adam yerine koymak, değer vermek.
Payidar olmak:
Kalmak, yok olmamak, yaşamak.
Payını almak:
1. Azarlanmak. 2. Kendine düşen kazanç miktarını almak.
Perdesi yırtık:
Ar damarı çatlamış, utanmaz, arlanmaz.
Pergelleri açmak:
Uzun adımlarla yürümeye başlamak.
Pes demek:
Mağlubiyeti kabul etmek, başkasının üstünlüğüne boyun eğmek.
Peşini bırakmamak:
Bir şeyi izlemekten vazgeçmemek.
Peşkeş çekmek :
Bir iş yaptırmak için kendine veya başkasına ait bir şeyi hediye etmek.
Peşkeş çekmek:
Kendisinin veya bir başkasının malını bir çıkar uğruna birisine uygunsuz olarak vermek.
Pestil gibi olmak :
Çok yorgun ve halsiz olmak.
Pestil gibi olmak:
Çok yorulmuş olmak; kımıldayamayacak kadar bitkin, güçsüz düşmek.
Pestilini çıkarmak:
1. Çok dövmek. 2. Çok çalıştırıp adamakıllı yormak. 3. İyice ezmek.
Peyda olmak:
Ortaya çıkmak, belirmek, oluşmak.
Pire için yorgan yakmak:
Önemsiz bir şey için kızıp daha büyük zarara yol açacak davranış içine girmek.
Pireyi deve yapmak:
Küçük, basit bir olayı büyütüp mesele yapmak, aşırı abartmak.
Pis pis düşünmek:
Karamsar, derin ve üzüntülü bir düşünceye dalmak.
Pis pis gülmek:
Birinin düştüğü kötü duruma öç alır gibi, arsız arsız gülmek.
Pişkinliğe vurmak:
Çıkarı için kötü bir davranışa veya söze aldırmamak.
Pişmiş aşa su katmak:
Yoluna girmiş, bitmek üzere olan bir işi bozmak ya da aksatmak.
Pişmiş aþa soğuk su katmak :
Yapılmakta olan bir işi bozmak.
Pişmiş kelle gibi sırıtmak:
Anlamsız, çirkin, yersiz, dişlerini göstererek gülmek.
Piyasaya düşmek :
1-Çok bulunur olmak. 2-Ortalı malı olmak.
Pılı pırtı :
Eski püskü,değersiz eşya.
Pılıyı pırtıyı toplamak:
Hemen bütün eşyalarını toplayarak bir yere gitmek üzere hazırlık yapmak.
Posasını çıkarmak:
1. Birini çok dövmek. 2. Bir kişi veya şeyi sonuna kadar sömürmek.
Post elden gitmek:
1. Öldürülmek. 2. Bulunduğu yüksek makamdan ayrılmak zorunda kalmak.
Post kavgası:
Bir makamı, işi ya da iktidarı ele geçirme çekişmesi.
Posta koymak:
Birini korkutmak, gözdağı vermek, tehdit etmek.
Postayı kesmek:
İlişkiyi kesmek, gidip gelişi sona erdirmek.
Pösteki saymak:
İçinden çıkılması zor ve anlamsız bir işle uğraşmak.
Postu kurtarmak:
Can tehlikesini atlatmak, öldürülme tehlikesi olan yerden kaçıp kurtulmak.
Postu sermek:
Kısa bir süre için gittiği yerde, saygısızca ve sorumsuzca uzun süre kalmak.
Pot kırmak:
Gaf yapmak, farkında olmayarak karşısındakini kıracak, incitecek söz söylemek.
Prangaya vurmak:
Zincire vurmak, ayağına pranga bağlamak.
Puan almak:
1. Spor karşılaşmalarında sayı kazanmak. 2. Bir test imtihanında herhangi bir puan elde etmek.
Puan tutturmak:
Gereken sayıda puan kazanmak.
Püf noktası:
Bir işin en ince, en önemli yeri.
Punduna getirmek:
Bir şeyi yapmak için uygun şartları elde etmek, fırsat kollamak.
Pupa yelken:
1. Alabildiğince, hiçbir şeye bağımlı olmadan. 2. Yelkenler, arkadan esen rüzgarla şişmiş olarak, tam yolla.
Püsküllü bela :
Kişinin başını derde sokan kişi veya durum.
Püsküllü belâ:
Kendisinden kurtulunması bir türlü mümkün olmayan, büyük sıkıntı, zarar veren kimse veya şey.
Pusu kurmak:
Birine saldırmak için, bir yere gizlenip beklemek.
Pusulayı şaşırmak:
1. Ne yapacağını bilemez duruma düşmek. 2. Doğru tutum ve davranıştan ayrılmak.
Pusuya düşmek:
Pusu kuran kimsenin saldırı alanı içine girmek.
Put gibi:
Kımıltısız, sessiz, anlamsız bir bakışla.
Put kesilmek :
Sessiz ve hareketsiz kalakalmak.
Put kesilmek:
Sessiz, kımıltısız bir durumda kalmak.