Pabuç bırakmamak: Yılmamak, korkmayıp yapacağından vazgeçmemek.
Pabuç pahalı: Girişilen işin tehlikeli olduğunu anlatmak için kullanılır.
Pabucu dama atılmak: Kendisinden üstün birinin çıkmasıyla gözden düşmek, değer ve itibarını kaybetmek.
Pabucuna kum dolmak : Engelle karşılaşmak.
Pabucunu ters giydirmek: Güç bir duruma düşürerek telaşlandırmak, bu telaşla kaçmasına sebep olmak.
Paçaları sıvamak : Hazırlanmak anlamında.
Paçaları sıvamak: Bir işi yapmak için hazırlanmak.
Paçası düşük: Giyimine, kılık kıyafetine pek dikkat etmeyen.
Paçavrasını çıkarmak: Çok hırpalamak, sağlam yerini koymamak, işe yaramaz bir duruma getirmek.
Paçayı kaptırmak: 1. Yakalanmak, ele geçmek. 2. Giriştiği işten vazgeçmek istediği halde kendini kurtaramamak. 3. Dilediği gibi davranamamak.
Paçayı kurtarmak: Bir ilişkiden veya önce girişip sonra pişman olduğu bir işten yakasını sıyırmak.
Paha biçilmez: Çok pahalı, kıymeti ölçülemeyecek kadar yüksek.
Paha biçmek : Değerini ölçmek.
Pahalıya mal olmak: Kolay elde edilememek; para, özveri ve emek gerektirmek; zarara ve sıkıntıya yol açmak.
Palas pandıras: Acele olarak, hazırlanmaya zaman bulamadan.
Palavra atmak: Abartarak söylemek, yalan söylemek, olmayacak şeylerden söz etmek.
Paldır küldür: 1. Büyük bir gürültü ile. 2. Ansızın ve kurallara uymaksızın.
Pamuk ipliği ile bağlamak: Etkisi az sürecek, köksüz, geçici bir çözüm yolu bulmak.
Pancar kesilmek : Mahcup olup kızarmak.
Paniğe kapılmak: Çok korkmak, telâşa sürüklenmek.
Papara yemek: Çok azarlanmak.
Paparayı yemek : Paylanmak, azar işitmek.
Para babası: .Çok zengin, parası bol olan
Para canlısı: Parayı çok seven, paraya düşkün.
Para çekmek: 1. Banka veya benzeri bir yere yatırılmış parayı geri almak. 2. Bir kimseden çeşitli yollarla para sızdırmak.
Para dökmek: Bir şey için çok para harcamak.
Para etmemek: 1. İşe yaramamak, etkili olmamak. 2. Değeri pahasına satılamamak.
Para kesmek: 1. Çok para kazanmak. 2. Devletin çok para basması.
Para sızdırmak: Kandırarak, zorlayarak birinden para almak.
Para tutmak: 1. Parasını idareli harcayıp kalanını biriktirmek. 2. Satın alınan şeyin karşılığını para olarak hesaplamak.
Para yapmak: Para kazanıp biriktirmek.
Para yedirmek: İşini yaptırmak için birilerine kanunsuz, hak etmedikleri parayı vermek; rüşvet vermek.
Para yemek: 1. Çok para harcamak. 2. Rüşvet yemek, görevini kötüye kullanıp bir iş yapmak için birinden para almak.
Parasını sokağa atmak: Değeri olmayan bir işe ya da mala para vermek.
Paraya çevirmek: Bir malı verip yerine para almak.
Paraya kıymak: Gereken yerde para harcamaktan kaçınmamak.
Paraya para dememek : Kazancı bol olmak.
Paraya para dememek: 1. Çok para kazanmak. 2. Bol para harcamak. 3. Elde olan parayı az bulmak.
Parmağı ağzında kalmak: Çok şaşırmak, hayrete düşmek.
Parmağına dolamak: Bir konuyu her fırsatta, her yerde ele alıp konuşmak, o konu ile uğraşmak.
Parmağında oynatmak: Birine her istediğini yaptırmak, onu kukla gibi kullanmak.
Parmağını bile oynatmamak: Hiç tepki göstermemek, kayıtsız kalmak.
Parmak basmak: 1. Bir nokta üzerine dikkati ya da ilgiyi çekmek. 2. İmza yerine parmağını mürekkebe batırarak bir yere bastırmak.
Parmak hesabı: 1. Parmakları kullanmak suretiyle yapılan hesap. 2. Hece vezni.
Parmak ısırmak: Büyük şaşkınlık duymak, hayrete düşmek.
Parmak kaldırmak: 1. Olumlu oy vermek için el kaldırmak. 2. Bir toplulukta söz istemek için işaret parmağını kaldırıp diğerlerini yumarak el kaldırmak .
Parmakla gösterilmek: 1. Bir şey az bulunmak. 2. Seçkin, ünlü olmak.
Parmaklarını yemek: Bir yemeğin çok lezzetli olduğunu anlatmak için kullanılır.
Parsayı başkası toplamak: Verilen emek karşılığını, emek veren değil, bir başkası almak.
Partiyi kaybetmek: 1. Biriyle çekiştiği bir konuda yenilmek. 2. Elde etmeye çalıştığı bir kazancı bir başkasına kaptırmak.
Pas geçmek: Üzerinde durmamak, caymak, vazgeçmek, aldırış etmemek.
Pasaportunu vermek: Kovmak, işten atmak.
Patentasının altına almak : Egemenliği altına almak.
Patırtı çıkarmak: Kavga, kargaşa, gürültü çıkarmak.
Patlak vermek: Gizlenen ya da hoş karşılanmayan bir durum aniden ortaya çıkmak.
Pay biçmek: Bir fikir elde edebilmek için, durumu bir şey ile kıyaslamak.
Pay çıkarmak: Bir olay ya da davranıştan tecrübe kazanmak, hisse kapmak, tutulacak yolu belirlemek.
Paye vermek: Adam yerine koymak, değer vermek.
Payidar olmak: Kalmak, yok olmamak, yaşamak.
Payını almak: 1. Azarlanmak. 2. Kendine düşen kazanç miktarını almak.
Perdesi yırtık: Ar damarı çatlamış, utanmaz, arlanmaz.
Pergelleri açmak: Uzun adımlarla yürümeye başlamak.
Pes demek: Mağlubiyeti kabul etmek, başkasının üstünlüğüne boyun eğmek.
Peşini bırakmamak: Bir şeyi izlemekten vazgeçmemek.
Peşkeş çekmek : Bir iş yaptırmak için kendine veya başkasına ait bir şeyi hediye etmek.
Peşkeş çekmek: Kendisinin veya bir başkasının malını bir çıkar uğruna birisine uygunsuz olarak vermek.
Pestil gibi olmak : Çok yorgun ve halsiz olmak.
Pestil gibi olmak: Çok yorulmuş olmak; kımıldayamayacak kadar bitkin, güçsüz düşmek.
Pestilini çıkarmak: 1. Çok dövmek. 2. Çok çalıştırıp adamakıllı yormak. 3. İyice ezmek.
Peyda olmak: Ortaya çıkmak, belirmek, oluşmak.
Pire için yorgan yakmak: Önemsiz bir şey için kızıp daha büyük zarara yol açacak davranış içine girmek.
Pireyi deve yapmak: Küçük, basit bir olayı büyütüp mesele yapmak, aşırı abartmak.
Pis pis düşünmek: Karamsar, derin ve üzüntülü bir düşünceye dalmak.
Pis pis gülmek: Birinin düştüğü kötü duruma öç alır gibi, arsız arsız gülmek.
Pişkinliğe vurmak: Çıkarı için kötü bir davranışa veya söze aldırmamak.
Pişmiş aşa su katmak: Yoluna girmiş, bitmek üzere olan bir işi bozmak ya da aksatmak.
Pişmiş aþa soğuk su katmak : Yapılmakta olan bir işi bozmak.
Pişmiş kelle gibi sırıtmak: Anlamsız, çirkin, yersiz, dişlerini göstererek gülmek.
Piyasaya düşmek : 1-Çok bulunur olmak. 2-Ortalı malı olmak.
Pılı pırtı : Eski püskü,değersiz eşya.
Pılıyı pırtıyı toplamak: Hemen bütün eşyalarını toplayarak bir yere gitmek üzere hazırlık yapmak.
Posasını çıkarmak: 1. Birini çok dövmek. 2. Bir kişi veya şeyi sonuna kadar sömürmek.
Post elden gitmek: 1. Öldürülmek. 2. Bulunduğu yüksek makamdan ayrılmak zorunda kalmak.
Post kavgası: Bir makamı, işi ya da iktidarı ele geçirme çekişmesi.
Posta koymak: Birini korkutmak, gözdağı vermek, tehdit etmek.
Postayı kesmek: İlişkiyi kesmek, gidip gelişi sona erdirmek.
Pösteki saymak: İçinden çıkılması zor ve anlamsız bir işle uğraşmak.
Postu kurtarmak: Can tehlikesini atlatmak, öldürülme tehlikesi olan yerden kaçıp kurtulmak.
Postu sermek: Kısa bir süre için gittiği yerde, saygısızca ve sorumsuzca uzun süre kalmak.
Pot kırmak: Gaf yapmak, farkında olmayarak karşısındakini kıracak, incitecek söz söylemek.
Prangaya vurmak: Zincire vurmak, ayağına pranga bağlamak.
Puan almak: 1. Spor karşılaşmalarında sayı kazanmak. 2. Bir test imtihanında herhangi bir puan elde etmek.
Puan tutturmak: Gereken sayıda puan kazanmak.
Püf noktası: Bir işin en ince, en önemli yeri.
Punduna getirmek: Bir şeyi yapmak için uygun şartları elde etmek, fırsat kollamak.
Pupa yelken: 1. Alabildiğince, hiçbir şeye bağımlı olmadan. 2. Yelkenler, arkadan esen rüzgarla şişmiş olarak, tam yolla.
Püsküllü bela : Kişinin başını derde sokan kişi veya durum.
Püsküllü belâ: Kendisinden kurtulunması bir türlü mümkün olmayan, büyük sıkıntı, zarar veren kimse veya şey.
Pusu kurmak: Birine saldırmak için, bir yere gizlenip beklemek.
Pusulayı şaşırmak: 1. Ne yapacağını bilemez duruma düşmek. 2. Doğru tutum ve davranıştan ayrılmak.
Pusuya düşmek: Pusu kuran kimsenin saldırı alanı içine girmek.
Put gibi: Kımıltısız, sessiz, anlamsız bir bakışla.
Put kesilmek : Sessiz ve hareketsiz kalakalmak.
Put kesilmek: Sessiz, kımıltısız bir durumda kalmak.