Türkçe Ailesi

  1. Anasayfa
  2. Alfabetik Deyimler Sözlüğü

Alfabetik Deyimler Sözlüğü

Ahmet Fatih ERDEM Ahmet Fatih ERDEM -
39360 0

Kenara Çek Deyimler Burada Sözlüğü

Büyük Türkçe Ailesi Deyim Çalışmaları



Deyimler Sözlüğü

Tümü | En yeniler | # A B C D E F G H I J K L M N O P Q R S T U V W X Y Z
Kategori içerisinde 138 kelime var.
E
Ebussuut Efendi'nin gelini :
Eski moda giyinen kadın.
Ecel aman verirse:
Ölmezsem, ömür yeterse.
Ecel teri dökmek:
Çok korkmak, heyecan içinde bulunup terlemek, korku ve bunalım içinde olmak.
Eceli gelmek:
Ölmek, sonu gelmek, yok oluş vakti gelmek.
Eceline susamak :
Tehlikeli işlere girişmek .
Eceline susamak:
Ölümüne yol açacak kadar tehlikeli işlere girişmek.
Eciş bücüş:
Çarpuk çurpuk, eğri büğrü, düzgün yanı olmayan, çirkin bir biçim almış bulunan.
Edebiyat yapmak:
Bir işe yaramayan, konuyu açıklamaya yetmeyen, gerçeği yansıtmayan süslü, parlak ve gereksiz sözler söylemek.
Edepsizliği gündeliğe takılmak :
Edepsizliği alışkanlık haline getirmek
Efendilik yapmak :
Saygılı hareket etmek.
Efkâr dağıtmak:
Sıkıntıyı gidermek, üzüntüyü yok etmeye çalışmak.
Eğri (gözle) bakmak:
Kötü düşünce besleyerek bakmak.
Eğrisi doğrusuna gelmek :
Uygunsuz yapılan işin tesadüfen uyumlu bitmesi.
Ekmeği dizinde :
Nankör.
Ekmeğinden etmek:
İşinden çıkarmak veya atmak.
Ekmeğine yağ sürmek:
Birinin yararına göre eylemde bulunmak, istemese de birinin işine yarayacak biçimde hareket etmek.
Ekmeğini kazanmak:
Geçimini temin edecek, ihtiyaçlarını karşılayacak parayı kazanmak.
Ekmeğini taştan çıkarmak:
En zor işleri bile yapıp geçimini sağlayacak becerilikte olmak, her türlü işi yapmak.
Ekmek elden su gölden:
Kendisi kazanmayıp başkalarının kazancı ile geçinen kimselerin durumunu anlatmak için kullanılır.
Ekmek kapısı:
Çalışıp para kazanılan, geçim sağlayan iş yeri.
Ekmek parası:
Kazanç, geçinmek için kazanılan para.
Ekşi yüz:
Somurtkan, asık yüz.
Eksik gedik:
Ufak tefek ihtiyaçlar.
El açmak:
1. Dilenmek. 2. Başkasının yardımını almak için yalvarmak.
El altından:
Kimsenin haberi olmadan, gizlice.
El atmak:
1. Bir işe girişmek. 2. Birisinin işine karışmak.
El ayak çekilmek:
Ortalıkta kimse kalmamak, ıssızlaşıp sessizleşmek.
El basmak:
Yemin etmek, kutsal bir şey üzerine el koyarak ant içmek.
El çabukluğu:
1. Bir işi çok çabuk yapabilme ustalığı. 2. Hilesini kimseye sezdirmeyecek biçimde yapabilme.
El elde baş başta:
1. Masrafla para birbirine denk geldi. 2. Yapılan işin sonunda ne kâr ne de zarar edildi.
El ele vermek:
Güçleri birleştirip işbirliği yapmak, yardımlaşmak.
El emeği:
1. Elle yapılan işe harcanan emek. 2. Elle yapılan çalışmanın karşılığı.
El kadar:
Küçük, küçücük.
El kaldırmak:
1. Kendisinden büyüğe vurmak için elini kaldırmak. 2. Bir şey söylemek istediğini, oy verdiğini elini kaldırarak belirtmek.
El kapısı:
1. Bir kızın gelin gittiği ev. 2. Yabancıların memleketi, evi, yurdu.
El koymak:
1. Bir meselenin yetkili organlarca incelenmeye başlaması. 2. Buyruğu altına almak, hükümetçe uygun görülen mal, arazi ve kuruluşa hâkim olmak.
El oğlu:
1. Yabancı. 2. Damat.
El sürmemek:
1. Dokunmamak, hiç değmemek. 2. Yapımına başlamamak.
El üstünde tutulmak:
Çok değer verilip sevilmek, kendisine büyük ölçüde saygı gösterilmek.
El uzatmak:
1. Birine yardım etmek. 2. Dokunmaya, almaya çalışmak.
El yordamıyla:
Tahminlerine, sezgilerine dayanıp elle yoklayarak.
Elde avuçta bir şey kalmamak:
Parasını, malını, tüm varlığını harcayıp bitirmiş olmak.
Elde etmek:
1. Bir şeye sahip olmak. 2. Bir kimseyi kendi yanına çekmek.
Elde kalmak:
1. Bir malın satılmayıp geride kalan kısmı. 2. Harcanandan arta kalmış olmak.
Elden ayaktan düşmek (veya kesilmek):
Yaşlılık, hastalık sebebiyle iş yapamaz, yürüyemez, kendi işini göremez duruma gelmek.
Elden çıkmak:
Malı olmaktan çıkmak.
Elden düşme:
Az kullanılmış."
Elden ele dolaşmak:
Pek çok kişi tarafından kullanılmak, bir çok sahip eline geçmek.
Elden geçirmek:
Eksiklikleri düzeltmek, onarmak; denetlemek için pek çok şeyi ele alıp yoklamak, gözden geçirmek.
Elden gitmek:
Bir şeyi yitirmek, ondan yoksun kalmak.
Ele almak:
1. Bir şey üzerinde çalışmaya başlamış olmak. 2. İncelemek, araştırmak veya tenkit etmek.
Ele avuca sığmamak:
1. Şımarık davranmak. 2. Söz dinlememek, kural tanımamak, zapt edilememek.
Ele geçirmek:
Sahip olmak, kaçan bir kimseyi yakalamak.
Ele vermek:
Bulunduğu yeri haber vererek suçluyu yakalatmak.
Elekten geçirmek:
Titizlikle seçmek; iyiyi kötüyü, doğruyu yanlışı birbirinden ayırmak.
Elemtere fiş kem gözlere şiş. :
Nazar değmesin anlamında.
Eli açık:
Cömert, çok para harcayan, sakınmadan para verebilen.
Eli ağır:
1. Oldukça yavaş iş yapan. 2. Vurunca çok acıtan.
Eli altında olmak:
1. İstediği anda ele alıp kullanabileceği bir yerde bulunmak. 2. Buyruğunda olmak.
Eli ayağı buz kesilmek:
1. Korku, heyecan ve üzüntüden ne yapacağını bilemez duruma gelmek, donup kalmak. 2. Çok üşümek.
Eli ayağı tutmak:
İş yapabilecek güçte olmak, bedenî gücü var olmak.
Eli bayraklı:
Kavgacı, şirret, edepsiz.
Eli böğründe kalmak:
Çaresiz kalmak, bir şey yapamaz duruma gelmek, başarısızlığa uğramak.
Eli bol:
Cömert, esirgemeyen, çok para ve eşyası olan.
Eli boş dönmek:
Umduğunu alamadan geri dönmek.
Eli çabuk :
Tez iş gören.
Eli cebine gitmemek (veya varmamak):
Cimri olmak, para harcamaya kıyamamak.
Eli darda:
Geçimi için para sıkıntısı çeken.
Eli değmemek:
Bir işi yapmaya zaman bulamamak.
Eli hafif:
İncitmeden, can yakmadan iş gören.
Eli kalem tutmak:
1. Yazı yazmayı bilmek. 2. Düşüncelerini derli toplu güzel bir ifade ile yazabilmek.
Eli sıkı:
Kolay para harcamayan, cimri, çok tutumlu.
Eli uzun:
Hırsız, fırsat buldukça bir şeyler aşırmaktan geri kalmayan.
Eli varmamak:
Bir işi yapmaya gönlü razı olmamak.
Eli yatmak:
Bir işe eli alışkın olmak, bir işi yapabilecek el becerisi bulunmak.
Elifi görse mertek sanır:
Cahil, okuması yazması yoktur.
Elinden iş çıkmamak:
Çabuk iş yapamamak.
Elinden tutmak:
1. Destek olmak, ilerlemesi için yardımda bulunmak. 2. Yürümesine, kalkmasına, inmesine, çıkmasına yardım etmek.
Eline düşmek:
1. Birine muhtaç olmak. 2. Yakalanmak. 3. Düşmanın ya da kendisine hıncı bulunan birinin hâkimiyetinde kalmak.
Eline su dökemez:
Sözü edilen kişi, değerce ondan çok geride.
Elini çabuk tutmak:
Hızlı davranmak, acele etmek.
Elini kana bulamak:
Birini öldürmek veya yaralamak.
Elini kolunu sallaya sallaya gelmek:
Bir işten sonuç almaksızın dönmek, gelirken hiçbir armağan getirmemek.
Elini kolunu sallaya sallaya gezmek:
Pervasızca, çekinmeden, kimseden korkmadan dolaşmak.
Elini sıcak sudan soğuk suya sokmamak:
Çok nazlı olmak, evde hiçbir iş yapmamak, zor işlerden kaçınmak.
Elinin hamuruyla erkek işine karışmak:
Anlamadığı, bilmediği, beceremediği işleri yapmaya kalkışmak (kadınlar için).
Eliyle koymuş gibi bulmak:
Aradığı şeyi söylenen yerde çok kolay bulmak.
Elle tutulur gözle görülür:
Çok açık, gizli bir tarafı yok.
Emeği geçmek :
Bir işin yapılmasında yardımcı olmak .
Emek vermek:
Bir şeyin meydana gelmesi için özenle ve çok çalışmak.
Emir kulu:
Kendisine emredilen işi yapmak zorunda olan kimse.
Eninde sonunda:
Nihayet, en sonunda.
Enine boyuna:
1. Her yönü ile, eksiksiz, bütün ihtimalleri göz önünde tutarak. 2. İri yarı, gösterişli (adam).
Ense yapmak:
Yemek, içmek ve keyfine bakmak, hiç iş yapmamak.
Ensesi kalın:
Parası çok, varlıklı, sözü geçer, ödeme gücü yüksek (kimse).
Ensesinde boza pişirmek :
Çok eziyet çektirmek.
Ensesine yapışmak:
Yakalamak.
Er geç:
Ne zaman olsa, mutlaka.
Es geçmek:
Dikkate almamak, sözleri arasında o konuya dokunmamak.
Esamisi okunmamak:
Adı anılmamak, değer verilmemek.
Eşeğini sağlam kazığa bağlamak:
İşini güvenli kılacak önlemler almak.
Eşek hoşaftan ne anlar :
Anlayışsız,zevksiz insanlar için söylenir.
Eşek kadar:
Büyük, iri; aşırı derecede gelişmiş.
Eşek şakası:
Ağır, hoşa gitmeyen, incitici, kaba şaka.
Eşek sudan gelinceye kadar dövmek:
Adamakıllı, çok ve iyi dövmek.
Eşiğine yüz sürmek:
Bir isteğinin yerine getirilmesi için bir kimseye yalvarmak, önünde eğilmek.
Eşiğini aşındırmak:
Bir işi yaptırmak, gördürmek için bir yere çok gidip gelmek.
Esip savurmak:
Bağırıp çağırmak, öfke ile atıp tutmak.
Eski çamlar bardak oldu :
Şartlar değişti anlamında kullanılır.
Eski defterleri karıştırmak:
Eski olayları, işleri bir çıkar umuduyla tekrar ele almak, yeniden gündeme getirmek.
Eski hamam eski tas:
Hiçbir şey değişmemiş, eski durumda kalmış.
Eski kafalı:
Yeniliğe açık olmayan, yaşayış ve düşünce itibariyle eskiye bağlı.
Eski kurt:
Tecrübeli, görmüş ve geçirmiş, mesleğini iyi bilen, hileyi ve düzeni deneyimi sayesinde hemen anlayan.
Eski toprak:
Yaşlılığına rağmen dinçliğini, dayanıklılığını hâlâ sürdüren, gücünü kaybetmemiş kimse.
Eşref saat:
1. İş görecek kimsenin uysal davranacağı, aksilik çıkarmayacağı zaman. 2. Bir işin olumlu yola girmesi için en uygun zaman.
Et kafalı:
Akılsız, anlayışı az, kavrayışı kıt olan.
Et tırnak olmak:
Sıkı bir ilişkiye girmek, birbirinden kopmamak.
Eteği ayağına dolaşmak:
Telâş, korku ve heyecandan yürüyüşünü ve yapacağı işi şaşırmak.
Eteğine yapışmak:
1. Bir kimsenin manevî desteğini istemek. 2. Varlıklı, sözü geçer bir kimseden yardım ve himaye istemek.
Etek öpmek:
Yaltaklanmak, dalkavukluk etmek; birine yaranmak için katına çıkıp o kimsenin eteğini öpme davranışı içinde olmak.
Etekleri tutuşmak:
Çok telâşlanmak, heyecanlanmak.
Etekleri zil çalmak:
Çok sevinmek, işler yolunda olmak.
Eti ne butu ne?:
1. İmkânları, parası az. 2. Çelimsiz, zayıf, küçük.
Eti senin kemiği benim:
Çocuk velilerinin öğretmene ya da ustaya çocuğun eğitiminde kendine tam yetki verdiğini anlatmak için söylenir.
Etliye sütlüye karışmamak:
Kendini ilgilendirmeyen meselelerden, toplumu derinden etkileyen olaylardan uzak durmak, kaçınmak ve hiçbiriyle ilgilenmemek.
Etrafında dört dönmek:
İstediğini elde etmek amacıyla bir kimsenin, bir şeyin yanından ayrılmamak, ona aşırı ilgi göstermek.
Ettiğini bulmak:
Yaptığı bir kötülüğün cezasını görmek.
Ev açmak :
Ayrı ev tutmak.
Evde kalmak:
Yaşı ilerleyen kızın evlenememesi.
Evdeki hesap çarşıya uymamak:
Önceden tasarlanan, düşünülen bir iş umulduğu gibi gitmemek, başka bir yönde gelişmek.
Evlât acısı gibi içine çökmek:
Kaybettiği bir şey için çok üzülmek.
Eyere de gelir semere de :
Bütün işlere yarar anlamında .
Eyvallah demek:
1. Razı olmak, kabul etmek. 2. Ayrılırken "Allah'a ısmarladık" anlamında kullanılır.
Eyvallah etmemek:
Minnet altına girip boyun eğmemek.
Ez ez de suyunu iç :
Hiç yararı olmayan bir işi tenkit etmek için kullanılır. .
Ezbere iş görmek:
İncelemeden, özenmeden, gerekli olan bilgiyi almadan, gelişi güzel iş yapmak.
Ezilip büzülmek :
Aşırı sıkılgan davranmak.
Ezilip büzülmek:
Güç bir duruma düştüğünü, utandığını, sıkıldığını davranışlarıyla belli etmek.