O bir düşeş : Talih sonucu ele geçirilmiştir anlamında.
O gün bugün : O gündenberi.
O tarakta bezi olmamak : İlişkisi olmamak anlamında.
O tarakta bezi olmamak: Bir şeyle, bir işle ilişiği bulunmamak, o şeyle ilgilenmemek.
Öbür (öteki) dünya: Ahiret, insanların öldükten sonra gidecekleri ve ebedî olarak kalacakları âlem.
Öbür dünyayı boylamak : Ölmek.
Öç almak: Yapılan bir kötülüğün acısını aynı derecede bir kötülük yaparak çıkarmak.
Ocağına düşmek: Birine yardım etmesi için yalvarmak, koruması için sığınmak.
Ocağına incir dikmek: Birinin evini barkını dağıtmak, düzenini alt üst etmek, yuvasını yıkıp toparlanamaz hâle getirmek.
Ocağını söndürmek: Ailenin dağılmasına sebep olmak, çoluk çocuğunu yok etmek.
Ödü patlamak: Ani bir olay sebebiyle çok korkmak.
Öfke topuğa çıkmak : Çok öfkelenmek.
Oğul balı: 1. Evlât, evlâdın ana babaya yansıyan geliri. 2. Oğul arılarının yaptığı bal.
Oğul vermek: Oğul arılarının bir bölüğü kovandan ayrılıp başka bir kovana gitmek, yeni bir oğul arısı topluluğu meydana getirmek.
Oh demek : Rahat etmekRahat etmek.
Ok gibi ciğerine işledi : Yapılan bir hareketin çok üzmesi anlamında.
Ok yaydan çıkmak: Geri dönülemeyecek bir iş yapmak, söz söylemek ya da bir harekette bulunmak.
Ok yaydan çıktı : Vazgeçemeyecek bir iş yapmak.
Okka çekmek: Hacminden daha fazla ağır gelmek.
Okkalı kahve: Bol kahve ile yapılmış ve büyük fincana konmuş kahve.
Okkanın altına girmek: Haksız yere eziyet çekmek, zarar ve ceza görmek.
Öksüz babası : Öksüz ve yoksulları koruyan adam.
Öküz boyunduruğa bakar gibi bakmak : İstemeden ,mecburen bakmak anlamında.
Öküz öldü, ortaklık bozuldu: Aradaki yakınlık dayanağı kalktı, yakınlık da kalmadı.
Öküzün altında buzağı aramak: Kimi sebepler, bahaneler uydurarak suç ve suçlu bulma çabasında olmak.
Olan biten: Olup geçenler, olanların hepsi, meydana gelenler.
Ölçüsünü bildirmek : Haddini bildirmek, cezasını vermek.
Ölçüyü kaçırmak: Uygun derecenin üstüne çıkmak, aşırı gitmek.
Oldu bittiye getirmek: Emrivaki yapmak, geri dönülmesi güç ve imkânsız bir durum oluşturmak.
Oldu olacak kırıldı nacak: "Olanlar oldu, iş işten geçti, olanlar geri dönülemeyecek bir durum aldı, bunu kabul etmek gerek" anlamında kullanılır.
Oldum bittim (veya oldum olası): Başından beri, öteden beri, ilk zamandan beri, kendimi bildiğimden beri.
Olmayacak duaya amin demek: Sonuç vermeyecek bir işle uğraşmak ya da buna destek vermek.
Ölme eşeğim ölme (yaza yonca bitecek): Umutsuz bir bekleyişi anlatmak için kullanılır.
Ölmek var, dönmek yok: "Neye mal olursa olsun, iş sonuna kadar götürülecektir, yapılmasından kaçınılmayacaktır" anlamında kullanılır.
Olmuş armut gibi eline geçmek : Kolaylıkla ve yorulmadan elde etmek.
Ölü fiyatına: Yok pahasına, değerinden çok ucuza, az bir para ile.
Ölü mevsim: İşin veya alışverişin az olduğu, durgun geçtiği zaman dilimi.
Ölüm Allah`ın emri: 1. Herkes ölecek, ölüm mukadderdir. 2. Kesin karar verme durumunda kullanılır.
Ölümü göze almak: Yaptığı iş uğruna ölmekten korkmamak, yürekli davranmak.
Ölümüne susamak: Yapmakta olduğu tehlikeli işte ölümü kendi üzerine çekecek davranışta bulunmak.
Ölüp ölüp dirilmek: 1. Çok ağır bir hastalıktan kurtulmak. 2. Ard arda gelen sıkıntılı, acı veren durumlara düşmek.
Ölür müsün, öldürür müsün?: "Öyle ters bir iş yaptı ki ona mı ceza vermeliyim kendime mi?" anlamında kullanılır.
Olur olmaz: 1. Meydana gelmesinden hemen sonra. 2. Rast gele, sıradan. 3. Gerekli gereksiz, yerli yersiz, önemli önemsiz durumu gözetilmeden yapılan (iş) ya da söylenen (söz).
Oluruna bırakmak: Bir işin yapılabildiği, olabildiği kadarıyla yetinmek, müdahale etmeden bekleyip sonucuna ne olursa olsun razı olmak.
Ömrü billah: Hiçbir zaman, ya da şimdiye kadar.
Ömrü vefa etmemek: Bir şeye kavuşamadan, bir sonuca ulaşamadan ölmek.
Ömrüne bereket: "Var ol, sağ ol, ömrün uzun olsun" anlamında kullanılır.
Ömür adam : Sohbetinden hoşlanılan kişi anlamında.
Ömür adam: Beğenilen, çok hoşa giden, değişik düşünceleri olan adam.
Ömür çürütmek: Uzun süre bir şey için emek vermiş olmak, ya da boşuna zaman harcamış olmak.
Ömür sürmek: İyi ve rahat yaşamış olmak.
Ömür törpüsü: İnsanı yıpratan, yoran, sıkıntıya sokan, uzun ve yorucu iş.
Omuz omuza: 1. Birbirine destek vererek, dayanışarak. 2. Yan yana, çok sıkışık.
Omuz silkmek: Aldırmamak, önem vermemek, benimsememek.
Ön ayak olmak: Bir işin yapılmasında ilk başlayan olup herkesi arkasından sürüklemek.
On parmağında on kara: İnsanlara leke sürmeyi, kara çalmayı, iftira atmayı huy edinmiş (kimse).
On parmağında on marifet: Çok hünerli, becerikli, ustalığı çok, elinden her iş gelir.
Öne düşmek: 1. Önderlik ya da kılavuzluk etmek. 2. En önde yürümek.
Onun ipiyle kuyuya inilmez : Güven olmaz anlamında.
Önüne gelen: Olur olmaz kimse, herkes, karşısına çıkan.
Onuruna dokunmak: Onurunu, haysiyetini incitmek.
Öp babanın elini : Sürpriz bir durum karşısında yaşanan şaşkınlığı anlatmak için kullanılır.
Öpüp başına koymak: Bir şeyi minnetle karşılamak, seve seve kabul etmek.
Oralarda (oralı) olmamak: Anlamamış, sezmemiş gibi davranmak.
Oralı olmamak : Önemsememek.
Orta hâlli: Ne zengin ne yoksul, ne iyi ne kötü, ne çirkin ne güzel.
Orta malı: 1. Herkesin yararlandığı (şey). 2. Her isteyenle ilişkide bulunan.
Ortada kalmak: 1. Yersiz yurtsuz kalmak, barınacak yer bulamamak. 2. İki şey arasında kalmak. 3. (Bir şeyi) kimse üzerine almamak.
Ortadan kalkmak: 1. Görünmez, bulunmaz olmak. 2. Yok olmak.
Ortadan kaybolmak: Nereye gittiği bilinmemek, sezdirmeden gitmek, görünmez hâle gelmek.
Ortalığı birbirine katmak: Kargaşa çıkarmak, herkesi birbirine düşürmek.
Ortalık düzelmek: Tedirginlik kalmamak, toplum içindeki karışıklık yok olmak.
Ortalık karışmak: Kargaşa çıkmak, toplumda düzensizlik baş göstermek.
Ortaya dökmek: 1. Gizli olan ne varsa açıklamak. 2. Çıkarıp göstermek.
Örtbas etmek: Kötü bir durumu gizlemek, yayılmasını önlemek.
Örümcek kafalı : Eski kafalı ve yeniliklere uyum gösteremeyen anlamında.
Örümcek kafalı: Geri düşünceli, yenilikleri kolay kabul etmeyen (kimse).
Ot yoldurmak: Çok güçlük çıkarmak, zor bir iş gördürmek, çok uğraştırmak.
Öteden beri: Oldukça uzun zamandan beri, eskiden beri.
Ötesi çıkmaz sokak: "Takip edilen yol yanlıştır, bu yolla bir yere gidilemez, sonuç alınamaz, bir yere kadar gidilir ama daha fazla gidilemez" anlamında kullanılır.
Öve öve göklere çıkarmak : Çok övmek.
Oy birliği: Bir toplantıya katılan, bir meseleyi konuşan kimselerin aynı düşüncede olup aynı yönde oy kullanmaları.
Oya koymak: Bir işin sonucunu belirlemek üzere oy verilmesini istemek, oylama yoluyla bir topluluğun görüşünü almak.
Öyle başa böyle tarak : Alakasız durumları belirtmek için kullanılır.
Oyun etmek : Hile yapmak, aldatmak.
Oyun etmek: Aldatmak, kurnazlıkla birini tuzağa düşürmek.
Oyuna gelmek: Aldatılmak, tuzağa düşürülmek.
Oyunbozanlık etmek: Mızıkçılık etmek, birlikte yapılması gereken işten tek taraflı vazgeçmek.
Oyunun sakalı bitmek : Bitmiþ olayları anlatan bu deyim genellikle Karagöz oyunlarının sonunda kullanılır.
Özenip bezenmek: Çok özen gösterip titizlikle, ayrıntılarına varıncaya değin ele almak.
Özrü kabahatinden büyük: Bir kabahat için özür dilerken daha büyük bir kabahat işleyen kimse için söylenir.
Özü sözü bir : Verdiği sözleri tutan, dürüst kimse.
Özü sözü bir: Düşünceleri, söyledikleri ve yaptıkları bir olan, ne düşünüyorsa onu söyleyen, içi dışı bir olan kimse.
Özür dilemek: 1. Yaptığı bir yanlıştan ötürü affedilmesini istemek. 2. Özrünü ileri sürerek yapılması kendinden istenen işi yapmamak, bundan bağışlanmasını istemek.