Türkçe Ailesi

  1. Anasayfa
  2. Alfabetik Deyimler Sözlüğü

Alfabetik Deyimler Sözlüğü

Ahmet Fatih ERDEM Ahmet Fatih ERDEM -
39354 0

Kenara Çek Deyimler Burada Sözlüğü

Büyük Türkçe Ailesi Deyim Çalışmaları



Deyimler Sözlüğü

Tümü | En yeniler | # A B C D E F G H I J K L M N O P Q R S T U V W X Y Z
Kategori içerisinde 95 kelime var.
O
O bir düşeş :
Talih sonucu ele geçirilmiştir anlamında.
O gün bugün :
O gündenberi.
O tarakta bezi olmamak :
İlişkisi olmamak anlamında.
O tarakta bezi olmamak:
Bir şeyle, bir işle ilişiği bulunmamak, o şeyle ilgilenmemek.
Ö
Öbür (öteki) dünya:
Ahiret, insanların öldükten sonra gidecekleri ve ebedî olarak kalacakları âlem.
Öbür dünyayı boylamak :
Ölmek.
Öç almak:
Yapılan bir kötülüğün acısını aynı derecede bir kötülük yaparak çıkarmak.
O
Ocağına düşmek:
Birine yardım etmesi için yalvarmak, koruması için sığınmak.
Ocağına incir dikmek:
Birinin evini barkını dağıtmak, düzenini alt üst etmek, yuvasını yıkıp toparlanamaz hâle getirmek.
Ocağını söndürmek:
Ailenin dağılmasına sebep olmak, çoluk çocuğunu yok etmek.
Ö
Ödü patlamak:
Ani bir olay sebebiyle çok korkmak.
Öfke topuğa çıkmak :
Çok öfkelenmek.
O
Oğul balı:
1. Evlât, evlâdın ana babaya yansıyan geliri. 2. Oğul arılarının yaptığı bal.
Oğul vermek:
Oğul arılarının bir bölüğü kovandan ayrılıp başka bir kovana gitmek, yeni bir oğul arısı topluluğu meydana getirmek.
Oh demek : Rahat etmek
Rahat etmek.
Ok gibi ciğerine işledi :
Yapılan bir hareketin çok üzmesi anlamında.
Ok yaydan çıkmak:
Geri dönülemeyecek bir iş yapmak, söz söylemek ya da bir harekette bulunmak.
Ok yaydan çıktı :
Vazgeçemeyecek bir iş yapmak.
Okka çekmek:
Hacminden daha fazla ağır gelmek.
Okkalı kahve:
Bol kahve ile yapılmış ve büyük fincana konmuş kahve.
Okkanın altına girmek:
Haksız yere eziyet çekmek, zarar ve ceza görmek.
Ö
Öksüz babası :
Öksüz ve yoksulları koruyan adam.
Öküz boyunduruğa bakar gibi bakmak :
İstemeden ,mecburen bakmak anlamında.
Öküz öldü, ortaklık bozuldu:
Aradaki yakınlık dayanağı kalktı, yakınlık da kalmadı.
Öküzün altında buzağı aramak:
Kimi sebepler, bahaneler uydurarak suç ve suçlu bulma çabasında olmak.
O
Olan biten:
Olup geçenler, olanların hepsi, meydana gelenler.
Ö
Ölçüsünü bildirmek :
Haddini bildirmek, cezasını vermek.
Ölçüyü kaçırmak:
Uygun derecenin üstüne çıkmak, aşırı gitmek.
O
Oldu bittiye getirmek:
Emrivaki yapmak, geri dönülmesi güç ve imkânsız bir durum oluşturmak.
Oldu olacak kırıldı nacak:
"Olanlar oldu, iş işten geçti, olanlar geri dönülemeyecek bir durum aldı, bunu kabul etmek gerek" anlamında kullanılır.
Oldum bittim (veya oldum olası):
Başından beri, öteden beri, ilk zamandan beri, kendimi bildiğimden beri.
Olmayacak duaya amin demek:
Sonuç vermeyecek bir işle uğraşmak ya da buna destek vermek.
Ö
Ölme eşeğim ölme (yaza yonca bitecek):
Umutsuz bir bekleyişi anlatmak için kullanılır.
Ölmek var, dönmek yok:
"Neye mal olursa olsun, iş sonuna kadar götürülecektir, yapılmasından kaçınılmayacaktır" anlamında kullanılır.
O
Olmuş armut gibi eline geçmek :
Kolaylıkla ve yorulmadan elde etmek.
Ö
Ölü fiyatına:
Yok pahasına, değerinden çok ucuza, az bir para ile.
Ölü mevsim:
İşin veya alışverişin az olduğu, durgun geçtiği zaman dilimi.
Ölüm Allah`ın emri:
1. Herkes ölecek, ölüm mukadderdir. 2. Kesin karar verme durumunda kullanılır.
Ölümü göze almak:
Yaptığı iş uğruna ölmekten korkmamak, yürekli davranmak.
Ölümüne susamak:
Yapmakta olduğu tehlikeli işte ölümü kendi üzerine çekecek davranışta bulunmak.
Ölüp ölüp dirilmek:
1. Çok ağır bir hastalıktan kurtulmak. 2. Ard arda gelen sıkıntılı, acı veren durumlara düşmek.
Ölür müsün, öldürür müsün?:
"Öyle ters bir iş yaptı ki ona mı ceza vermeliyim kendime mi?" anlamında kullanılır.
O
Olur olmaz:
1. Meydana gelmesinden hemen sonra. 2. Rast gele, sıradan. 3. Gerekli gereksiz, yerli yersiz, önemli önemsiz durumu gözetilmeden yapılan (iş) ya da söylenen (söz).
Oluruna bırakmak:
Bir işin yapılabildiği, olabildiği kadarıyla yetinmek, müdahale etmeden bekleyip sonucuna ne olursa olsun razı olmak.
Ö
Ömrü billah:
Hiçbir zaman, ya da şimdiye kadar.
Ömrü vefa etmemek:
Bir şeye kavuşamadan, bir sonuca ulaşamadan ölmek.
Ömrüne bereket:
"Var ol, sağ ol, ömrün uzun olsun" anlamında kullanılır.
Ömür adam :
Sohbetinden hoşlanılan kişi anlamında.
Ömür adam:
Beğenilen, çok hoşa giden, değişik düşünceleri olan adam.
Ömür çürütmek:
Uzun süre bir şey için emek vermiş olmak, ya da boşuna zaman harcamış olmak.
Ömür sürmek:
İyi ve rahat yaşamış olmak.
Ömür törpüsü:
İnsanı yıpratan, yoran, sıkıntıya sokan, uzun ve yorucu iş.
O
Omuz omuza:
1. Birbirine destek vererek, dayanışarak. 2. Yan yana, çok sıkışık.
Omuz silkmek:
Aldırmamak, önem vermemek, benimsememek.
Ö
Ön ayak olmak:
Bir işin yapılmasında ilk başlayan olup herkesi arkasından sürüklemek.
O
On parmağında on kara:
İnsanlara leke sürmeyi, kara çalmayı, iftira atmayı huy edinmiş (kimse).
On parmağında on marifet:
Çok hünerli, becerikli, ustalığı çok, elinden her iş gelir.
Ö
Öne düşmek:
1. Önderlik ya da kılavuzluk etmek. 2. En önde yürümek.
O
Onun ipiyle kuyuya inilmez :
Güven olmaz anlamında.
Ö
Önüne gelen:
Olur olmaz kimse, herkes, karşısına çıkan.
Önünü almak :
Durdurmak.
O
Onuruna dokunmak:
Onurunu, haysiyetini incitmek.
Ö
Öp babanın elini :
Sürpriz bir durum karşısında yaşanan şaşkınlığı anlatmak için kullanılır.
Öpüp başına koymak:
Bir şeyi minnetle karşılamak, seve seve kabul etmek.
O
Oralarda (oralı) olmamak:
Anlamamış, sezmemiş gibi davranmak.
Oralı olmamak :
Önemsememek.
Orta hâlli:
Ne zengin ne yoksul, ne iyi ne kötü, ne çirkin ne güzel.
Orta malı:
1. Herkesin yararlandığı (şey). 2. Her isteyenle ilişkide bulunan.
Ortada kalmak:
1. Yersiz yurtsuz kalmak, barınacak yer bulamamak. 2. İki şey arasında kalmak. 3. (Bir şeyi) kimse üzerine almamak.
Ortadan kalkmak:
1. Görünmez, bulunmaz olmak. 2. Yok olmak.
Ortadan kaybolmak:
Nereye gittiği bilinmemek, sezdirmeden gitmek, görünmez hâle gelmek.
Ortalığı birbirine katmak:
Kargaşa çıkarmak, herkesi birbirine düşürmek.
Ortalık düzelmek:
Tedirginlik kalmamak, toplum içindeki karışıklık yok olmak.
Ortalık karışmak:
Kargaşa çıkmak, toplumda düzensizlik baş göstermek.
Ortaya dökmek:
1. Gizli olan ne varsa açıklamak. 2. Çıkarıp göstermek.
Ö
Örtbas etmek:
Kötü bir durumu gizlemek, yayılmasını önlemek.
Örümcek kafalı :
Eski kafalı ve yeniliklere uyum gösteremeyen anlamında.
Örümcek kafalı:
Geri düşünceli, yenilikleri kolay kabul etmeyen (kimse).
O
Ot yoldurmak:
Çok güçlük çıkarmak, zor bir iş gördürmek, çok uğraştırmak.
Ö
Öteden beri:
Oldukça uzun zamandan beri, eskiden beri.
Ötesi çıkmaz sokak:
"Takip edilen yol yanlıştır, bu yolla bir yere gidilemez, sonuç alınamaz, bir yere kadar gidilir ama daha fazla gidilemez" anlamında kullanılır.
Öve öve göklere çıkarmak :
Çok övmek.
O
Oy birliği:
Bir toplantıya katılan, bir meseleyi konuşan kimselerin aynı düşüncede olup aynı yönde oy kullanmaları.
Oya koymak:
Bir işin sonucunu belirlemek üzere oy verilmesini istemek, oylama yoluyla bir topluluğun görüşünü almak.
Ö
Öyle başa böyle tarak :
Alakasız durumları belirtmek için kullanılır.
O
Oyun etmek :
Hile yapmak, aldatmak.
Oyun etmek:
Aldatmak, kurnazlıkla birini tuzağa düşürmek.
Oyuna gelmek:
Aldatılmak, tuzağa düşürülmek.
Oyunbozanlık etmek:
Mızıkçılık etmek, birlikte yapılması gereken işten tek taraflı vazgeçmek.
Oyunun sakalı bitmek :
Bitmiþ olayları anlatan bu deyim genellikle Karagöz oyunlarının sonunda kullanılır.
Ö
Özenip bezenmek:
Çok özen gösterip titizlikle, ayrıntılarına varıncaya değin ele almak.
Özrü kabahatinden büyük:
Bir kabahat için özür dilerken daha büyük bir kabahat işleyen kimse için söylenir.
Özü sözü bir :
Verdiği sözleri tutan, dürüst kimse.
Özü sözü bir:
Düşünceleri, söyledikleri ve yaptıkları bir olan, ne düşünüyorsa onu söyleyen, içi dışı bir olan kimse.
Özür dilemek:
1. Yaptığı bir yanlıştan ötürü affedilmesini istemek. 2. Özrünü ileri sürerek yapılması kendinden istenen işi yapmamak, bundan bağışlanmasını istemek.